Herkesin Ortak Dili Olma Hayali: Esperanto
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, bugün Polonya sınırları içinde kalan Białystok kentinde büyüyen genç bir göz doktoru, çocukluğundan beri bir sorunla meşguldü. Kentinde Lehçe, Rusça, Almanca ve Yidiş konuşan farklı topluluklar yaşıyordu ve bu topluluklar arasında sık sık anlaşmazlıklar ve gerginlikler çıkıyordu. Ludwik Lejzer Zamenhof, bu gerginliklerin önemli bir nedeninin, insanların birbirlerinin dilini anlamaması olduğuna inanıyordu.
Zamenhof'un çözümü, herkesin kolayca öğrenebileceği, hiçbir ulusa ait olmayan tarafsız bir ortak dil yaratmaktı. Bu dil, insanların ana dillerinin yerine geçmeyecek, onlara ek olarak öğrenilecek ve farklı dilleri konuşan insanlar arasında bir köprü kuracaktı. Zamenhof, 1887'de bu dili tanıtan ilk kitabını "Doktor Esperanto" takma adıyla yayımladı. "Esperanto", "umut eden" anlamına geliyordu ve zamanla dilin adı oldu.
Esperanto, öğrenilmesi kolay olacak biçimde tasarlanmıştı. Dilbilgisi, az sayıda ve istisnasız kurala dayanıyordu. Her harf, her zaman aynı biçimde okunuyordu. Sözcük türleri belirli eklerle gösteriliyordu: Örneğin bütün adlar "-o", bütün sıfatlar "-a" ile bitiyordu. Sözcüklerin büyük çoğunluğu, Avrupa dillerinden, özellikle Latin kökenli dillerden alınmıştı. Ekler yardımıyla bir kökten çok sayıda yeni sözcük türetilebiliyordu. Bu yönüyle Esperanto, Türkçe gibi eklemeli dillere benzeyen özellikler taşıyordu.
Esperanto, kısa sürede dünyanın pek çok yerinde ilgi gördü. Esperanto kulüpleri kuruldu, dergiler ve kitaplar yayımlandı, uluslararası kongreler düzenlendi. Pek çok edebî eser Esperantoya çevrildi ve doğrudan Esperanto ile özgün eserler de yazıldı. Bugün dünyada Esperanto bilen kişilerin sayısı konusunda kesin bir bilgi bulunmasa da tahminler, yüz binlerden birkaç milyona kadar geniş bir aralıkta değişmektedir. İlginç bir biçimde, Esperanto konuşan ailelerde büyüyen ve bu dili ana dili olarak edinen az sayıda kişi de bulunmaktadır.
Ancak Esperanto, Zamenhof'un hayal ettiği gibi evrensel bir ortak dil olamadı. Bunun birkaç nedeni vardır. Her şeyden önce, bir dilin yaygınlaşması, onun ne kadar kolay ya da mantıklı olduğundan çok, onu konuşanların ekonomik, siyasi ve kültürel gücüne bağlıdır. Yirminci yüzyılda İngilizce, bu tür etkenlerle uluslararası iletişimin baskın dili hâline geldi. Ayrıca Esperanto, bazı eleştirmenlere göre tarafsız değildi; çünkü sözcük dağarcığı ve yapısı büyük ölçüde Avrupa dillerine dayanıyordu ve Asya ya da Afrika dillerini konuşanlar için o kadar kolay değildi.
Yine de Esperanto, yapay dillerin en başarılısı olarak kabul edilir. Zamenhof'un hayali tam olarak gerçekleşmemiş olsa da, Esperanto bugün hâlâ dünyanın farklı köşelerindeki insanları bir araya getiren canlı bir topluluğun dilidir.