Sessizleşen Diller: Bir Dil Öldüğünde Ne Kaybolur?
Bugün dünyada yaklaşık yedi bin dil konuşulduğu tahmin edilir. Ancak bu dillerin önemli bir kısmı, yalnızca birkaç bin, hatta birkaç yüz kişi tarafından konuşulmaktadır. Dil bilimciler, bu dillerin yaklaşık yarısının bu yüzyılın sonuna kadar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu uyarır. Kimi tahminlere göre her birkaç haftada bir, son konuşucusunun ölümüyle birlikte bir dil sessizliğe gömülür.
Bir dil, genellikle bir anda değil, yavaş yavaş ölür. Süreç çoğu zaman bir topluluğun daha güçlü bir dille temas kurmasıyla başlar. Okulda, iş hayatında ve resmî dairelerde baskın dil kullanılır. Ebeveynler, çocuklarının daha iyi fırsatlara sahip olması için onlarla bu dilde konuşmayı tercih eder. Bir kuşak sonra çocuklar, büyükanne ve büyükbabalarının dilini anlasa da konuşamaz hâle gelir. Bir kuşak daha geçtiğinde ise dil, yalnızca birkaç yaşlının hafızasında yaşar.
Bir dilin ölümüyle yalnızca sözcükler kaybolmaz. Diller, onları konuşan toplulukların yüzyıllar boyunca biriktirdiği bilgileri taşır. Bir ormanda yaşayan topluluğun dili, yüzlerce bitkinin adını, hangi bitkinin hangi hastalığa iyi geldiğini ve hangi mevsimde toplanması gerektiğini içerebilir. Bu bilgilerin bir kısmı hiçbir zaman yazıya geçirilmemiştir ve dil ile birlikte sonsuza dek kaybolabilir.
Diller, aynı zamanda insan zihninin olanaklarına açılan pencerelerdir. Her dil, sesleri, sözcükleri ve cümleleri kendine özgü biçimlerde düzenler. Dil bilimciler, insan dilinin neler yapabileceğini ve sınırlarının nerede olduğunu anlamak için olabildiğince çok dili incelemek ister. Kaybolan her dil, bu büyük bilmecenin bir parçasının da kaybolması demektir.
Ancak tablo tamamen karamsar değildir. Dünyanın pek çok yerinde, tehlike altındaki dilleri canlandırmaya yönelik çabalar sürmektedir. Yeni Zelanda'da Maori dilini yaşatmak için kurulan ve çocukların bu dilde eğitim aldığı "dil yuvaları", dikkat çekici bir örnek olarak anılır. Galler'de Galce, okullarda ve medyada desteklenerek yeniden yaygınlık kazanmıştır.
Belki de en çarpıcı örnek İbranicedir. Yüzyıllar boyunca dinî metinlerde ve yazılı kültürde yaşayan, ancak günlük hayatta konuşulmayan İbranice, on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren yeniden günlük bir dil hâline getirildi ve bugün milyonlarca insanın ana dilidir.
Teknoloji de bu çabalara yardımcı olmaktadır. Yaşlı konuşucuların ses kayıtları alınmakta, sözlükler ve dilbilgisi kitapları hazırlanmakta, dil öğrenme uygulamaları geliştirilmektedir. Yine de uzmanlar, bir dili yaşatmanın en etkili yolunun, onun evde, çocuklarla ve günlük hayatta konuşulmaya devam etmesi olduğunu vurgular. Bir dil, kayıtlarda değil, onu konuşan insanların ağzında yaşar.