Söylenmeyeni Anlamak: Grice ve İmalar
Bir arkadaşınıza "Yeni restoran nasıldı?" diye sorduğunuzu ve onun "Peçeteleri çok güzeldi." diye yanıt verdiğini düşünün. Arkadaşınız, yemeklerin kötü olduğunu hiç söylemedi. Yine de büyük olasılıkla tam olarak bunu anlarsınız. Peki, açıkça söylenmeyen bir şeyi nasıl anlayabiliyoruz? İngiliz felsefeci Paul Grice, 1960'larda bu soruya önemli bir yanıt geliştirdi.
Grice'a göre insanlar konuşurken, çoğu zaman farkında olmadan, ortak bir "iş birliği ilkesi"ne uyar. Bu ilkeye göre konuşmaya katılanlar, konuşmanın amacına uygun katkılar yapmaya çalışır. Grice, bu genel ilkeyi dört temel kurala, yani "konuşma ilkelerine" ayırdı. Nicelik ilkesine göre gerektiği kadar bilgi verilmeli, ne eksik ne fazla olmalıdır. Nitelik ilkesine göre doğru olduğuna inanılan şeyler söylenmeli, kanıtı olmayan iddialardan kaçınılmalıdır. İlişki ilkesine göre konuyla ilgili şeyler söylenmelidir. Tarz ilkesine göre ise açık, kısa ve düzenli konuşulmalı, belirsizlikten kaçınılmalıdır.
Grice'ın en ilginç gözlemi, insanların bu ilkeleri bazen bilerek çiğnediği ve dinleyicinin bu durumu fark ederek gizli bir anlam çıkardığıdır. Restoran örneğinde arkadaşınız, sorulan soruyla doğrudan ilgili bir yanıt vermeyerek ilişki ilkesini görünüşte çiğnemiştir. Ancak siz, arkadaşınızın hâlâ iş birliği yaptığını varsayarsınız ve bu yanıtın neden verildiğini düşünürsünüz. Vardığınız sonuç, yemekler hakkında söylenecek olumlu bir şey olmadığıdır. Grice, bu tür dolaylı anlamlara "ima" adını verdi.
Gündelik hayatta imalarla sürekli karşılaşırız. Bir iş başvurusu için yazılan tavsiye mektubunda yalnızca "Adayın el yazısı çok düzgündür ve derslere düzenli olarak katılmıştır." yazdığını düşünün. Bu mektubu okuyan biri, adayın akademik açıdan pek başarılı olmadığı sonucuna varabilir. Çünkü bir tavsiye mektubunda beklenen bilgiler verilmemiş, nicelik ilkesi görünüşte çiğnenmiştir.
İmalar, iletişimi daha etkili ve daha incelikli hâle getirir. İnsanlar, imalar sayesinde açıkça söylemenin kaba, riskli ya da gereksiz olacağı şeyleri ifade edebilir. Ancak imalar, yanlış anlaşılmalara da yol açabilir. Çünkü dinleyici, konuşanın kastettiğinden farklı bir sonuç çıkarabilir. Ayrıca imalar, kültürden kültüre farklılık gösterebilir. Bir kültürde nazik bir ima olarak anlaşılan bir ifade, başka bir kültürde açık ve doğrudan bir iletişim beklentisi nedeniyle kafa karıştırıcı bulunabilir.
Grice'ın çalışmaları, dilin yalnızca sözcüklerin anlamlarından ibaret olmadığını, iletişimin büyük ölçüde konuşanlar arasındaki ortak varsayımlara ve çıkarımlara dayandığını göstermiştir. Bu bakış açısı, paragraf sorularında da işe yarar: Bir metinde açıkça söylenmeyen ama metinden çıkarılabilen düşünceleri bulmak, tam olarak bu tür bir çıkarım becerisi gerektirir.