Renklerin Adları ve Dillerin Ortak Düzeni
Gökkuşağının kaç rengi vardır? Pek çoğumuz bu soruya hemen "yedi" yanıtını veririz. Oysa gökkuşağı, aslında birbirine kesintisiz biçimde geçen sayısız renk tonundan oluşur. Bu sürekli yelpazeyi yedi renge bölmemiz, doğanın değil, kültürün ve dilin bir sonucudur. Nitekim gökkuşağındaki renk sayısını yediye sabitleyen Isaac Newton'ın da bu sayıyı seçerken müzikteki yedi nota ile bir benzerlik kurmak istediği düşünülür.
Farklı diller, renk yelpazesini farklı biçimlerde böler. Bazı dillerde yalnızca birkaç temel renk sözcüğü bulunurken, bazılarında on ya da daha fazla temel renk sözcüğü vardır. Bazı dillerde mavi ve yeşil için tek bir sözcük kullanılır. Bu durum, uzun süre dillerin renkleri tamamen keyfi biçimde adlandırdığı düşüncesini destekler gibi görünüyordu.
1969'da Amerikalı antropolog Brent Berlin ve dil bilimci Paul Kay, bu düşünceye meydan okuyan bir çalışma yayımladı. Berlin ve Kay, pek çok farklı dilde temel renk sözcüklerini inceledi ve şaşırtıcı bir düzen buldu. Onlara göre diller, renk sözcüklerini belirli bir sıraya göre ediniyordu.
Bu sıralamaya göre yalnızca iki temel renk sözcüğü olan dillerde bu sözcükler, kabaca "açık ve sıcak" ile "koyu ve soğuk" renkleri ifade ediyordu. Üç renk sözcüğü olan dillerde üçüncü sözcük neredeyse her zaman "kırmızı" idi. Ardından yeşil ve sarı, daha sonra mavi, sonra kahverengi ve en son mor, pembe, turuncu ve gri gibi renkler geliyordu. Örneğin bir dilde "mavi" için temel bir sözcük varsa, o dilde "kırmızı" için de mutlaka bir sözcük bulunuyordu; ama bunun tersi her zaman geçerli değildi.
Bu bulgu, renk adlandırmanın tamamen keyfi olmadığını, insan görme sisteminin ortak özelliklerinden etkilendiğini düşündürüyordu. Ayrıca farklı dilleri konuşan insanların, bir rengin "en iyi örneğini" seçmeleri istendiğinde, genellikle birbirine çok yakın tonları seçtiği gözlemlendi.
Berlin ve Kay'in çalışması, sonraki yıllarda bazı eleştirilere uğradı ve geliştirildi. Eleştirmenler, ilk çalışmada incelenen dillerin sayısının sınırlı olduğunu ve verilerin bir kısmının dili ana dili olarak konuşan kişilerden değil, ikinci dil olarak bilen kişilerden toplandığını belirtti. Ayrıca bazı dillerin bu sıralamaya tam olarak uymadığı gösterildi. Bunun üzerine çalışma, çok daha fazla dili kapsayan büyük bir araştırma projesiyle genişletildi ve kuram, yeni bulgular ışığında yeniden düzenlendi.
Bugün çoğu araştırmacı, renk adlandırmanın hem evrensel eğilimler hem de kültürel farklılıklar tarafından şekillendirildiğini kabul eder. Bu tartışma, dil biliminin temel sorularından birini, yani dillerin ne ölçüde ortak bir insan doğasını yansıttığını ve ne ölçüde kültürel olarak biçimlendiğini, renkler gibi somut bir alan üzerinden incelemeye olanak tanır.