← Dil ve İletişim

Doğuştan Gelen Bir Dil Yetisi mi?

Yirminci yüzyılın ortalarına kadar psikolojide etkili olan davranışçı yaklaşıma göre çocuklar dili, diğer davranışlar gibi taklit, tekrar ve ödüllendirme yoluyla öğreniyordu. Çocuk doğru bir sözcük söylediğinde ebeveynleri onu takdir ediyor, bu da çocuğun o sözcüğü yeniden kullanmasını sağlıyordu. Bu görüşe göre zihin, doğumda neredeyse boş bir levhaydı ve dil, tamamen çevreden öğreniliyordu.

1950'lerin sonlarında Amerikalı dil bilimci Noam Chomsky, bu görüşe güçlü bir eleştiri yöneltti. Chomsky'ye göre çocukların dil öğrenme süreci, yalnızca taklit ve ödüllendirmeyle açıklanamazdı. Çocuklar, daha önce hiç duymadıkları sayısız yeni cümle kurabiliyordu. Üstelik çevrelerinde duydukları konuşmalar çoğu zaman yarım kalmış, hatalı ve dağınıktı. Buna rağmen çocuklar, birkaç yıl içinde dilin karmaşık kurallarını büyük bir tutarlılıkla öğreniyordu.

Chomsky, bu duruma "uyaran yoksunluğu" adını verdiği bir argümanla yaklaştı. Ona göre çocukların duyduğu dil örnekleri, dilin bütün kurallarını çıkarmak için yeterli değildi. O hâlde çocuklar, bu boşluğu dolduracak doğuştan gelen bir bilgiyle dünyaya geliyor olmalıydı. Chomsky, insanların doğuştan bir "dil yetisine" sahip olduğunu ve bütün insan dillerinin temelinde ortak bir yapı, yani "evrensel dilbilgisi" bulunduğunu ileri sürdü. Buna göre dünya dilleri, yüzeyde birbirinden çok farklı görünse de derinde aynı temel ilkeleri paylaşıyordu.

Bu görüş, dil bilimini derinden etkiledi ve uzun yıllar alana yön verdi. Dil, artık yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, insan zihninin biyolojik bir özelliği olarak da incelenmeye başlandı. Chomsky'nin yaklaşımı, dil biliminin psikoloji ve bilişsel bilimlerle yakın ilişki kurmasına da katkıda bulundu.

Ancak evrensel dilbilgisi fikri, başından beri eleştirilerle de karşılaştı. Bazı dil bilimciler, dünya dilleri arasındaki farklılıkların, ortak yapı fikrinin öngördüğünden çok daha büyük olduğunu ileri sürdü. Daha önce evrensel olduğu düşünülen bazı özelliklerin, belirli dillerde bulunmadığı yönünde iddialar ortaya atıldı. Başka araştırmacılar ise çocukların, sanıldığından çok daha güçlü genel öğrenme yeteneklerine sahip olduğunu gösterdi. Bebeklerin, duydukları seslerdeki istatistiksel örüntüleri şaşırtıcı bir hızla fark edebildiği bulundu.

Bu eleştirilerden beslenen "kullanıma dayalı" yaklaşımlar, dilin, doğuştan gelen özel bir yetiden çok, genel bilişsel yetenekler ve toplumsal etkileşim yoluyla öğrenildiğini savunur. Bu yaklaşımlara göre çocuklar, dili anlamaya ve paylaşmaya yönelik güçlü bir istekle ve örüntüleri yakalama yeteneğiyle dünyaya gelir.

Tartışma bugün de sürmektedir. Ancak tarafların çoğu, dil ediniminde hem biyolojik donanımın hem de çevrenin rol oynadığını kabul eder. Asıl soru, bu iki etkenden hangisinin ne ölçüde belirleyici olduğu ve doğuştan gelen yeteneklerin dile özgü olup olmadığıdır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Chomsky'nin "uyaran yoksunluğu" argümanının temel düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre "kullanıma dayalı" yaklaşımların savunduğu görüş aşağıdakilerden hangisidir?