Fazla Temizlik Zararlı mı? Hijyen Hipotezi
Son yüzyılda, özellikle sanayileşmiş ülkelerde alerjik hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış yaşandı. Saman nezlesi, astım, egzama ve gıda alerjileri, bir zamanlar görece nadir görülen durumlar olmaktan çıkıp milyonlarca insanı etkileyen yaygın sağlık sorunlarına dönüştü. Bu artışın birkaç kuşak gibi kısa bir sürede gerçekleşmesi, nedeninin genetik değişikliklerden çok çevresel ve yaşam tarzına bağlı etkenlerle ilgili olduğunu düşündürüyordu. Bilim insanları, modern yaşamın hangi özelliğinin bu artışa yol açtığını anlamaya çalıştı.
Bu soruya yönelik en etkili yanıtlardan biri, 1989 yılında İngiliz bir epidemiyolog tarafından yayımlanan bir çalışmayla ortaya atıldı. Araştırmacı, binlerce çocuğu kapsayan verileri incelerken ilginç bir örüntü fark etti. Daha fazla ağabeyi ya da ablası olan çocuklarda saman nezlesi ve egzama daha az görülüyordu. Araştırmacı, kalabalık ailelerde büyüyen çocukların kardeşleri aracılığıyla erken yaşta daha fazla enfeksiyonla karşılaştığını ve bu karşılaşmaların alerjilere karşı koruyucu olabileceğini öne sürdü. Bu düşünce, hijyen hipotezi adıyla tanındı.
Hipotezin temel fikri, bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişebilmesi için erken yaşlarda mikroplarla karşılaşması gerektiğidir. Bu görüşe göre bağışıklık sistemi, yaşamın ilk yıllarında yeterli uyaranla karşılaşmazsa dengesiz bir biçimde gelişebilir. Böyle bir sistem, polen, ev tozu ya da bazı besinler gibi aslında zararsız olan maddelere karşı aşırı tepki göstermeye başlayabilir. Alerji, bu açıdan bakıldığında bağışıklık sisteminin yanlış hedeflere yönelmiş bir savunma tepkisidir.
Hipotezi destekleyen önemli bulgulardan biri, çiftliklerde büyüyen çocuklarla ilgili çalışmalardan geldi. Avrupa'nın farklı bölgelerinde yapılan araştırmalar, geleneksel çiftliklerde büyüyen ve özellikle ahır hayvanlarıyla erken yaşta temas eden çocuklarda alerji ve astımın daha az görüldüğünü ortaya koydu. Bu çocukların çevrelerinde bulunan mikrop çeşitliliğinin, şehirde büyüyen çocuklara göre çok daha fazla olduğu belirlendi. Bazı çalışmalarda, işlenmemiş çiftlik sütünün de bu koruyucu etkiye katkıda bulunabileceği öne sürüldü; ancak çiğ sütün enfeksiyon riskleri taşıdığı da unutulmamalıdır.
Zamanla araştırmacılar, hipotezin ilk biçiminin bazı açılardan düzeltilmesi gerektiğini fark etti. Kızamık ya da suçiçeği gibi ciddi hastalıklara yakalanmanın alerjilere karşı koruduğuna dair güçlü bir kanıt bulunamadı. Asıl önemli olanın, insanlarla binlerce yıl boyunca birlikte evrimleşmiş olan zararsız mikroplarla karşılaşmak olduğu düşünülmeye başlandı. Toprakta, hayvanlarda ve kendi bedenimizde yaşayan bu mikroplar, bağışıklık sistemine neyin tehlikeli neyin zararsız olduğunu öğreten eski dostlar olarak tanımlandı. Bu yeni yaklaşım, eski dostlar hipotezi olarak adlandırılır.
Bu yaklaşım, sorunun yalnızca temizlikle değil, modern yaşamın pek çok özelliğiyle ilgili olduğunu gösterir. Şehirleşme, doğayla temasın azalması, kapalı alanlarda geçirilen zamanın artması, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, sezaryen doğumların artması ve antibiyotiklerin erken yaşta sık kullanılması, insanların karşılaştığı mikrop çeşitliliğini azaltan etkenler arasında sayılır. Bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan araştırmalar da bu konuya yeni bir boyut eklemiştir.
Hijyen hipotezi, ne yazık ki zaman zaman yanlış anlaşılmaktadır. Bazı kişiler bu hipotezi, el yıkamanın ya da temizliğin gereksiz olduğu şeklinde yorumlar. Oysa uzmanlar, el yıkama, temiz içme suyu ve gıda güvenliği gibi uygulamaların bulaşıcı hastalıkları önlemede hayati önem taşıdığını ve bunlardan vazgeçilmemesi gerektiğini vurgular. Bu nedenle bazı bilim insanları, yanlış anlamalara yol açtığı için hijyen hipotezi ifadesinin kullanılmasından vazgeçilmesini bile önermiştir.
Bu tartışmada önemli olan, hedefe yönelik hijyen ile aşırı ve gereksiz sterilizasyon arasındaki farktır. Yemek hazırlamadan önce ve tuvaletten sonra el yıkamak, hastalıkların yayılmasını önleyen akılcı bir davranıştır. Buna karşın evin her yüzeyini sürekli antibakteriyel ürünlerle temizlemek ya da çocukların toprakla ve doğayla temas etmesini tamamen engellemek, mikrop çeşitliliğini gereksiz yere azaltabilir. Uzmanlar, çocukların açık havada oynamasını ve doğayla temas etmesini teşvik etmenin yararlı olabileceğini belirtir.
Gıda alerjileri konusunda da önemli bir değişim yaşanmıştır. Uzun yıllar boyunca, alerji riski taşıyan bebeklere yer fıstığı gibi alerjen olabilecek besinlerin geç verilmesi öneriliyordu. Ancak yapılan büyük bir çalışma, bu besinlerin uygun biçimde ve hekim gözetiminde erken yaşta tanıtılmasının alerji gelişme riskini azaltabileceğini gösterdi. Bu bulgu, bağışıklık sisteminin erken karşılaşmalardan öğrendiği düşüncesiyle uyumludur ve beslenme önerilerinde önemli değişikliklere yol açmıştır.
Alerjilerin artışının arkasında tek bir neden aramak muhtemelen yanlıştır. Genetik yatkınlık, hava kirliliği, beslenme ve yaşam tarzı gibi pek çok etken bir arada rol oynar. Hijyen hipotezi ve onun gelişmiş biçimi olan eski dostlar yaklaşımı, bu karmaşık tablonun önemli bir parçasını açıklamakla birlikte bütün yanıtları sunmaz.
Bu araştırmalar, insanın doğadan ayrı bir varlık olmadığını, aksine milyonlarca yıllık bir ortak geçmişin ürünü olduğunu hatırlatır. Bedenimiz, mikroplarla dolu bir dünyada gelişmek üzere evrimleşmiştir ve bu dünyayla bağımızı tamamen koparmanın beklenmedik bedelleri olabilir.