← Tıp ve Sağlık

Ellerin Temizliği: Semmelweis'in Trajedisi

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Avrupa hastanelerinde doğum yapmak, birçok kadın için ölümcül bir riskti. Lohusa humması adı verilen bir hastalık, doğumdan kısa süre sonra yüksek ateş ve şiddetli ağrılarla başlıyor ve çoğu zaman ölümle sonuçlanıyordu. Viyana Genel Hastanesi'nde çalışan Macar asıllı hekim Ignaz Semmelweis, bu hastalığın nedenini anlamak için titiz bir araştırmaya girişti. Onun bulguları, tıp tarihinin en önemli ama aynı zamanda en hüzünlü öykülerinden birine dönüşecekti.

Semmelweis'in çalıştığı hastanede iki ayrı doğum kliniği vardı. Birinci klinikte doğumlar hekimler ve tıp öğrencileri tarafından yaptırılıyordu. İkinci klinikte ise yalnızca ebeler görev yapıyordu. Semmelweis, iki klinik arasındaki ölüm oranlarında çarpıcı bir fark olduğunu fark etti. Hekimlerin çalıştığı birinci klinikte lohusa hummasından ölenlerin oranı, ebelerin çalıştığı ikinci klinikteki oranın birkaç katıydı. Bu fark o kadar belirgin ve bilinen bir durumdu ki, bazı kadınlar birinci kliniğe yatırılmamak için yalvarıyor, hatta sokakta doğum yapmayı tercih ediyordu.

Semmelweis, bu farkın nedenini bulmak için olası açıklamaları tek tek sınadı. Kliniklerdeki kalabalığı, hastaların doğum pozisyonlarını, hatta hastaların yanından geçen rahibin çaldığı çanın yarattığı korkuyu bile inceledi. Ancak bu etkenlerin hiçbiri iki klinik arasındaki farkı açıklamıyordu. Çözüm, beklenmedik ve trajik bir olayla ortaya çıktı. Semmelweis'in yakın bir meslektaşı, bir otopsi sırasında öğrencisinin neşteriyle parmağından yaralandı ve kısa süre sonra lohusa hummasına çok benzeyen belirtilerle hayatını kaybetti.

Bu olay, Semmelweis'in zihninde önemli bir bağlantı kurmasını sağladı. Birinci klinikteki hekimler ve öğrenciler, sabahları otopsi salonunda kadavralar üzerinde çalışıyor, ardından ellerini düzgün biçimde yıkamadan doğumhaneye geçerek kadınları muayene ediyordu. Ebeler ise otopsi yapmıyordu. Semmelweis, hekimlerin ellerinde kadavralardan taşıdıkları bir tür zararlı maddenin hastalığa yol açtığını düşündü. O dönemde mikropların hastalık yaptığı henüz bilinmediği için bu maddenin ne olduğunu tam olarak açıklayamıyordu.

Semmelweis, 1847 yılında kliniğinde çalışan herkesin hasta muayenesinden önce ellerini klorlu kireç çözeltisiyle yıkamasını zorunlu hâle getirdi. Sonuç şaşırtıcıydı. Birinci klinikteki ölüm oranı kısa sürede büyük ölçüde düştü ve ebelerin çalıştığı klinikteki düzeylere yaklaştı. Bu, basit bir önlemin binlerce hayatı kurtarabileceğini gösteren açık bir kanıttı. Semmelweis'in bulgusu, bugün de hastanelerde enfeksiyon kontrolünün temel ilkelerinden biri olan el hijyeninin ilk bilimsel dayanaklarından biri olarak kabul edilir.

Ancak bu çarpıcı sonuçlara karşın Semmelweis'in fikirleri, tıp çevrelerinin büyük bölümü tarafından reddedildi. Bunun birkaç nedeni vardı. Her şeyden önce, hekimlerin ellerinin hastalarına ölüm taşıdığı düşüncesi, mesleğin onuruna yönelik ağır bir suçlama olarak algılandı. Birçok hekim, saygın bir beyefendinin ellerinin kirli olabileceği fikrini kabul edilemez buldu. Ayrıca Semmelweis'in önerdiği açıklama, hastalıkların kötü hava ya da vücut sıvılarındaki dengesizlik gibi nedenlerden kaynaklandığına dair dönemin yaygın kuramlarıyla uyuşmuyordu.

Semmelweis'in kişiliği ve yöntemi de fikirlerinin yayılmasını zorlaştırdı. Uzun yıllar bulgularını ayrıntılı bir biçimde yayımlamadı. Sonunda yazdığında ise karşı çıkanlara oldukça sert bir dille yanıt verdi ve onları kadınların ölümünden sorumlu tutmakla suçladı. Bu tavır, meslektaşlarını ikna etmek yerine daha da uzaklaştırdı. Viyana'daki görevi uzatılmadı ve Budapeşte'ye döndü. Orada çalıştığı hastanelerde de benzer başarılar elde etmesine karşın fikirleri geniş çevrelerde kabul görmedi.

Semmelweis'in yaşamı trajik biçimde sona erdi. Giderek artan ruhsal sorunlar nedeniyle bir akıl hastanesine yatırıldı ve kısa süre sonra, kırk yedi yaşında hayatını kaybetti. İronik biçimde ölümünün, yaralanma sonucu gelişen bir enfeksiyonla ilişkili olabileceği öne sürülmektedir.

Semmelweis'in haklılığı, ölümünden sonraki on yıllarda Louis Pasteur ve Robert Koch'un mikroplar ve hastalıklar üzerine yaptığı çalışmalarla kanıtlandı. İngiliz cerrah Joseph Lister'in ameliyatlarda antiseptik yöntemler kullanmaya başlaması da enfeksiyonların önlenmesinde yeni bir dönem başlattı. Bugün Semmelweis, anneler kurtarıcısı olarak anılmaktadır.

Semmelweis'in öyküsü, bilimsel kanıtın tek başına yeterli olmadığını, yerleşik inançların ve mesleki gururun yeni fikirlerin önünde ne kadar güçlü bir engel oluşturabileceğini gösterir. Psikolojide, yerleşik kanılarla çelişen yeni kanıtları refleks olarak reddetme eğilimine bazen onun adıyla atıfta bulunulur.

Bu öykü, bilim insanlarının bulgularını nasıl paylaştığının da önemli olduğunu hatırlatır. Doğru bir fikir bile, ikna edici bir biçimde sunulmadığında ve destekleyici kanıtlarla güçlendirilmediğinde, kabul görmek için uzun süre bekleyebilir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Semmelweis'in, iki klinik arasındaki ölüm oranı farkının nedenini anlamasını sağlayan olay aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metinde Semmelweis'in fikirlerinin kabul görmemesinin nedenleri arasında aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?