Arının Dansı ve İnsanın Dili
Hayvanlar da iletişim kurar. Kuşlar öter, balinalar şarkı söyler, maymunlar farklı tehlikeler için farklı uyarı çığlıkları atar. Arılar ise karmaşık bir dansla kovandaki diğer arılara yiyecek kaynaklarının yerini bildirir. Peki, bu iletişim sistemleri insan dilinden ne bakımdan farklıdır? Hayvanların da bir dili var mıdır?
Bal arılarının dansı, hayvan iletişiminin en çarpıcı örneklerinden biridir. Avusturyalı bilim insanı Karl von Frisch, yirminci yüzyılın ortalarında yaptığı araştırmalarla, yiyecek bulan bir arının kovana döndüğünde özel bir dans yaptığını ve bu dansın yiyecek kaynağının yönü ve uzaklığı hakkında bilgi taşıdığını gösterdi. Dansın açısı, güneşe göre yönü; dansın süresi ise uzaklığı gösteriyordu. Von Frisch, bu çalışmalarıyla 1973'te Nobel Ödülü'nü paylaştı.
Afrika'da yaşayan bazı maymun türleri de dikkat çekici bir iletişim sistemine sahiptir. Bu maymunlar, leopar, kartal ve yılan için farklı uyarı çığlıkları kullanır. Leopar çığlığını duyan maymunlar ağaçlara tırmanır, kartal çığlığını duyanlar yukarıya bakıp çalılıklara saklanır, yılan çığlığını duyanlar ise arka ayakları üzerinde doğrulup yere bakar.
Bu örnekler etkileyici olsa da dil bilimciler, insan dilinin hayvan iletişim sistemlerinden temel bazı özellikler bakımından ayrıldığını vurgular. Bu özelliklerden biri, üretkenliktir. İnsanlar, sınırlı sayıda ses ve sözcükle, daha önce hiç söylenmemiş sonsuz sayıda yeni cümle kurabilir. Hayvan iletişim sistemleri ise genellikle sınırlı sayıda sabit mesajdan oluşur. Arı, yiyeceğin yerini bildirebilir; ama dünkü yiyeceğin tadından ya da yarın nereye gidebileceğinden söz edemez.
İnsan dilinin bir başka özelliği, yer ve zaman bakımından uzak olan şeylerden söz edebilmesidir. İnsanlar, geçmişten, gelecekten, uzak yerlerden ve hatta hiç var olmamış şeylerden konuşabilir. Bir masal anlatabilir, yalan söyleyebilir, varsayımlar kurabiliriz. Hayvan iletişim sistemlerinin çoğu ise büyük ölçüde şimdiki zamana ve yakın çevreye bağlıdır.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında bazı araştırmacılar, şempanze, goril ve bonobo gibi insansı maymunlara işaret dili ya da sembol tabloları aracılığıyla dil öğretmeye çalıştı. Bu hayvanlar, yüzlerce işareti öğrenmeyi ve bunları basit birleşimler hâlinde kullanmayı başardı. Ancak araştırmacılar arasında, bu hayvanların gerçek anlamda dilbilgisi kurallarını öğrenip öğrenmediği ya da yalnızca ödül almak için işaretleri tekrarlayıp tekrarlamadığı konusunda derin tartışmalar yaşandı. Bugün pek çok araştırmacı, bu hayvanların etkileyici iletişim becerileri sergilediğini, ancak insan dilinin karmaşık yapısına ulaşmadığını düşünmektedir.
Hayvan iletişimi araştırmaları, insan dilinin benzersizliğini anlamamıza yardımcı olurken, hayvanların zihinsel dünyalarının da sanıldığından çok daha zengin olduğunu göstermiştir. İnsan dili ile hayvan iletişimi arasındaki sınırı tam olarak nereye çizmemiz gerektiği, hâlâ canlı bir tartışma konusudur.