← Tarih

Sessiz Taşın Konuşması: Rosetta Taşı ve Hiyeroglifler

Antik Mısır'ın tapınak duvarlarını, mezarlarını ve anıtlarını süsleyen hiyeroglifler, yüzyıllar boyunca çözülemeyen bir bilmece olarak kaldı. Bu yazının bilgisi, Roma döneminin sonlarında unutulmuştu. Sonraki yüzyıllarda bazı bilginler hiyerogliflerin yalnızca gizemli semboller ya da dinî simgeler olduğunu düşündü. Bu yanlış düşünce, yazının çözülmesini uzun süre engelledi.

Dönüm noktası, 1799'da Napolyon'un Mısır seferi sırasında geldi. Nil deltasındaki Reşit kasabası yakınlarında çalışan Fransız askerleri, üzerinde yazılar bulunan büyük, koyu renkli bir taş buldu. Batı dillerinde kasabanın adıyla anılan bu taşa Rosetta Taşı adı verildi. Taş, birkaç yıl sonra İngilizlerin eline geçti ve bugün Londra'daki British Museum'da sergilenmektedir.

Rosetta Taşı'nı değerli kılan, üzerinde aynı metnin üç farklı yazıyla yer almasıydı. Taşın üst kısmında hiyeroglifler, ortasında Mısır'ın gündelik yazısı olan demotik, alt kısmında ise Eski Yunanca vardı. Metin, MÖ ikinci yüzyılda Mısır'ı yöneten bir hükümdar adına yayımlanmış bir rahipler kararnamesiydi. Yunanca bölüm okunabildiği için araştırmacılar, diğer iki yazının ne söylediğini biliyordu. Sorun, bu bilgiyi hiyerogliflerin işleyişini anlamak için kullanabilmekti.

Pek çok bilgin bu bulmacayla uğraştı. İngiliz bilim insanı Thomas Young, kartuş adı verilen oval çerçevelerin içindeki işaretlerin kral adlarını gösterdiğini ve bazı işaretlerin ses değeri taşıdığını fark etti. Ancak bu sistemin bütün yazı için geçerli olduğunu düşünmedi; ona göre sesli işaretler yalnızca yabancı adlar için kullanılıyordu.

Asıl atılımı Fransız dil bilimci Jean-François Champollion yaptı. Champollion, çocukluğundan beri pek çok eski dili öğrenmişti ve Mısır Hristiyanlarının ayinlerinde kullandığı Kıpti dilini çok iyi biliyordu. Kıpticeyi antik Mısır dilinin son evresi olarak görmesi, ona işaretlerin seslerini tahmin etmede büyük bir avantaj sağladı. Rosetta Taşı'ndaki ve başka anıtlardaki kral adlarını karşılaştırarak işaretlerin ses değerlerini tek tek belirledi.

Champollion'un en önemli keşfi, hiyerogliflerin karma bir sistem olduğunu anlamasıydı. Bazı işaretler sesleri, bazıları kavramları gösteriyor, bazıları ise bir sözcüğün hangi anlam alanına ait olduğunu belirtmek için kullanılıyordu. 1822'de bulgularını açıkladığında, hiyerogliflerin yalnızca simgeler değil, gerçek bir dili yazan kapsamlı bir sistem olduğu ortaya çıkmıştı. Anlatılana göre Champollion keşfini fark ettiğinde ağabeyinin odasına koşmuş, "Buldum!" diye bağırdıktan sonra bayılmıştı.

Hiyerogliflerin çözülmesi, Mısırbilimin bir bilim dalı olarak doğmasını sağladı. Artık tapınak duvarlarındaki yazıtlar, mezarlardaki dualar ve papirüslere yazılmış metinler okunabiliyordu. Binlerce yıllık bir uygarlık, kendi sözcükleriyle yeniden konuşmaya başladı.

Rosetta Taşı'nın hikâyesi, bilimsel buluşların çoğu zaman tek bir dâhinin ani bir ilhamıyla değil, önceki çalışmaların biriktirdiği bilgi üzerine kurulduğunu gösterir. Aynı zamanda önyargıların bilginin önünde nasıl bir engel oluşturabileceğini de hatırlatır: Hiyerogliflerin gizemli simgeler olduğu inancı terk edilmeden, onları okumak mümkün olmamıştı.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Rosetta Taşı'nı hiyerogliflerin çözümü için değerli kılan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre Champollion'u Thomas Young'dan ayıran temel nokta aşağıdakilerden hangisidir?