← Tarih

Harflerin Çoğaldığı Çağ: Gutenberg ve Matbaa

On beşinci yüzyılın ortalarına kadar Avrupa'da bir kitabın yeni bir kopyasını elde etmenin tek yolu, onu baştan sona elle yazmaktı. Manastırlarda çalışan kâtipler, tek bir kitabı çoğaltmak için aylarca hatta yıllarca emek veriyordu. Bu nedenle kitaplar son derece pahalıydı ve büyük kütüphaneler bile birkaç yüz cildi geçmeyen koleksiyonlara sahipti. Bilgi, sayfaları kadar ağır ve yavaş dolaşıyordu.

1450'li yıllarda Mainz kentinde yaşayan kuyumcu Johannes Gutenberg, bu durumu kökten değiştirecek bir yöntem geliştirdi. Gutenberg'in buluşu tek bir icattan çok, birbirini tamamlayan tekniklerin bir araya getirilmesiydi. Her harf için ayrı ayrı dökülen metal parçalar, bu parçaları hızla ve aynı boyutta üretmeye yarayan bir döküm kalıbı, metale iyi tutunan yağ bazlı bir mürekkep ve şarap üretiminde kullanılan preslerden uyarlanmış bir baskı makinesi. Harfler dizilip basıldıktan sonra sökülebiliyor ve başka bir sayfa için yeniden kullanılabiliyordu.

Hareketli harflerle baskı fikri aslında Avrupa'ya özgü değildi. Çin'de on birinci yüzyılda pişmiş topraktan harflerle baskı denemeleri yapılmış, Kore'de ise on dördüncü yüzyılda metal harflerle kitap basılmıştı. Ancak binlerce farklı karakter içeren yazı sistemleri, bu tekniğin yaygınlaşmasını zorlaştırıyordu. Birkaç düzine harften oluşan Latin alfabesi ise hareketli harflerle baskıya çok daha elverişliydi.

Gutenberg'in bastığı ve her sayfası kırk iki satırdan oluşan İncil, bugün dünyanın en değerli kitapları arasında sayılır. Fakat buluşun asıl etkisi, tek tek kitaplarda değil, yayılma hızında görüldü. Matbaa birkaç on yıl içinde Avrupa'nın yüzlerce kentine ulaştı ve yüzyılın sonuna gelindiğinde milyonlarca kitap basılmıştı. Kitap fiyatları düştü, okumayı öğrenmek için yeni bir neden doğdu.

Matbaanın etkisi en çarpıcı biçimde dinî tartışmalarda görüldü. 1517'de Martin Luther'in kiliseyi eleştiren görüşleri, basılı broşürler aracılığıyla birkaç hafta içinde Almanya'nın dört bir yanına yayıldı. Daha önceki yüzyıllarda benzer eleştiriler yerel kalmış ve kolayca bastırılmıştı. Bu kez ise fikirler, onları durdurmaya çalışanlardan daha hızlı hareket ediyordu.

Bilim de bu dönüşümden payını aldı. Elle kopyalanan metinlerde her kopyacı farkında olmadan yeni hatalar ekleyebiliyordu; bir haritanın ya da çizimin yüzüncü kopyası, aslına çoğu zaman pek benzemiyordu. Basılı kitaplar ise birbirinin tıpatıp aynısıydı. Farklı kentlerdeki bilim insanları aynı tabloları, aynı şekilleri inceleyerek tartışabiliyor, hataları düzeltilmiş yeni baskılar hazırlayabiliyordu. Bazı tarihçiler bu standartlaşmayı bilimsel devrimin sessiz koşullarından biri olarak görür.

Matbaa, dillerin gelişimini de etkiledi. Matbaacılar daha çok okura ulaşabilmek için Latince yerine halkın konuştuğu dillerde basmaya yöneldi. Bu süreçte yazım kuralları belirli bir düzene kavuştu; farklı bölgelerde farklı biçimlerde yazılan sözcükler giderek tek bir biçimde sabitlendi. Ulusal dillerin ve dolayısıyla ulusal kimliklerin güçlenmesinde basılı kelimenin payı küçümsenemez.

Elbette matbaa yalnızca bilgiyi değil, yanlış bilgiyi ve propagandayı da çoğalttı. Cadılık üzerine yazılmış korkutucu kitaplar da en çok basılan eserler arasındaydı. Her yeni iletişim teknolojisi gibi matbaa da insanların zaten taşıdığı umutları ve korkuları büyüterek yaydı. Bugün internetin etkileri tartışılırken Gutenberg'in atölyesine dönüp bakmak, bu nedenle hâlâ öğretici bir deneyimdir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Gutenberg'in buluşunun özgünlüğü aşağıdakilerden hangisinde yatmaktadır?
Soru 2Metne göre basılı kitapların bilimsel çalışmalara katkısı aşağıdakilerden hangisidir?