← Tarih

Anadolu'nun Unutulan İmparatorluğu: Hititler

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar Hititler, tarihçiler için yalnızca birkaç antik metinde geçen belirsiz bir addı. Bugün ise Hitit Devleti'nin, MÖ on yedinci yüzyıldan on ikinci yüzyıla kadar Anadolu'nun büyük bölümüne hâkim olan ve dönemin büyük güçleriyle eşit düzeyde ilişkiler kuran bir imparatorluk olduğunu biliyoruz. Bu bilgilerin büyük kısmı, yirminci yüzyılın başında Çorum yakınlarındaki Boğazköy'de yapılan kazılarla gün ışığına çıktı.

Boğazköy, Hitit başkenti Hattuşa'nın bulunduğu yerdi. Kazılarda ortaya çıkarılan on binlerce kil tablet, devlet arşivlerinin bir parçasıydı. Ancak bu tabletlerin büyük bölümü, çivi yazısıyla yazılmış olmasına rağmen o güne kadar bilinmeyen bir dildeydi. 1915'te Çek dil bilimci Bedřich Hrozný, Hititçenin Hint-Avrupa dil ailesine ait olduğunu gösterdi. Hititçe, bu ailenin yazılı olarak belgelenmiş en eski dilleri arasında yer alır.

Hititler, Anadolu'ya geldiklerinde boş bir coğrafyayla karşılaşmadı. Bölgede daha önce yaşayan Hattiler, kendi dilleri, inançları ve gelenekleriyle köklü bir kültüre sahipti. Hititler bu kültürü ortadan kaldırmak yerine onu büyük ölçüde benimsedi. Devletin adı bile Hattilerden alınmıştı. Bu esnek tutum, Hitit kültürünün temel özelliklerinden biri oldu.

Hititler, kendilerini "bin tanrılı halk" olarak tanımlıyordu. Fethettikleri ya da ilişki kurdukları toplulukların tanrılarını kendi inanç sistemlerine katıyor, onlara tapınaklar inşa ediyorlardı. Çorum yakınlarındaki Yazılıkaya açık hava tapınağında kayalara işlenmiş tanrı ve tanrıça kabartmaları, bu zengin inanç dünyasını bugün hâlâ gözler önüne serer.

Hitit hukuku da dikkat çekici özellikler taşır. Döneminin pek çok hukuk sisteminde sık görülen bedensel cezalar yerine, Hitit yasalarında zararın tazmin edilmesi ön plandaydı. Örneğin hırsızlık gibi suçlarda suçlunun çalınan malın birkaç katını ödemesi öngörülüyordu. Yasaların zaman içinde yumuşatıldığını, eski sert cezaların yerine para cezalarının getirildiğini gösteren maddeler de bulunur.

Hitit kraliçeleri de devlet işlerinde etkin bir rol oynayabiliyordu. Özellikle Kraliçe Puduhepa'nın, eşi III. Hattuşili döneminde diplomatik yazışmalara katıldığı, yabancı hükümdarlarla mektuplaştığı ve dinî düzenlemeler yaptığı bilinmektedir. Bu belgeler, eski dünyada kadınların siyasi hayattaki yeri hakkında değerli ipuçları verir.

Yaklaşık MÖ 1200'lerde Hitit İmparatorluğu çöktü. Bu çöküş, Doğu Akdeniz'deki pek çok devletin aynı dönemde yıkıldığı geniş çaplı bir krizin parçasıydı. Kuraklık, kıtlık, iç çatışmalar, ticaret ağlarının çözülmesi ve bölgeye gelen göçmen toplulukları, bu krizin olası nedenleri arasında sayılır. Hattuşa terk edildi; ancak Hitit kültürü güneydoğu Anadolu ve kuzey Suriye'de kurulan küçük krallıklarda bir süre daha yaşadı.

Hititlerin yeniden keşfi, tarihin ne kadar kolay unutulabileceğini ve ne kadar beklenmedik biçimde geri dönebileceğini gösterir. Binlerce yıl toprağın altında bekleyen tabletler, Anadolu'nun tarihine yeni bir sayfa eklemiştir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Hitit kültürünün temel özelliklerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?