← Tarih

Tarihi Yeniden Yazdıran Tepe: Göbeklitepe

Uzun yıllar boyunca arkeologlar uygarlığın doğuşunu belirli bir sıraya göre anlattı. Bu anlatıya göre insanlar önce tarımı keşfetti, ardından köylere yerleşti ve ancak karınlarını düzenli olarak doyurabilecek bir artı ürün elde ettikten sonra tapınaklar, anıtlar ve karmaşık inanç sistemleri kurabildi. Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe'de yapılan kazılar, bu düzenli sıralamayı derinden sarstı.

Göbeklitepe, yaklaşık on bir bin yıl önce, yani tarımın henüz yeni yeni denendiği bir dönemde inşa edilmiş anıtsal yapılardan oluşur. Alanda, daire ya da oval biçimli yapıların içine dikilmiş, bazıları beş metreyi aşan T biçimli dikilitaşlar bulunur. Bu taşların bir kısmının yüzeyinde tilki, yaban domuzu, yılan, akbaba ve akrep gibi hayvanların kabartmaları yer alır. Bazı dikilitaşlarda ise kollar, eller ve kemerler işlenmiştir; bu da taşların stilize insan figürlerini temsil ettiğini düşündürür.

Yapıları asıl şaşırtıcı kılan, onları kimlerin yaptığıdır. Kazıda ele geçen hayvan kemikleri ve bitki kalıntıları, burada çalışan insanların büyük ölçüde avcı-toplayıcı olduğunu gösterir. Yani tonlarca ağırlıktaki taşları kesen, taşıyan ve işleyen topluluklar henüz düzenli tarımla geçinmiyordu. Bu bulgu, anıtsal mimarinin tarımın sonucu olarak ortaya çıktığı yönündeki görüşü sorgulamaya açtı.

Kazıları uzun yıllar yöneten Alman arkeolog Klaus Schmidt, durumu çarpıcı bir cümleyle özetlemişti: Önce tapınak geldi, sonra kent. Ona göre böylesine büyük bir yapıyı inşa etmek için çok sayıda insanın bir araya gelmesi gerekiyordu. Bu kalabalığı beslemek ise yabani tahılların daha yoğun biçimde toplanmasını ve zamanla ekilmesini zorunlu kılmış olabilirdi. Başka bir deyişle tarım, inanç ve toplanma ihtiyacının bir sonucu olarak gelişmiş olabilirdi.

Bu yorum heyecan verici olsa da tartışmasız değildir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, alanda su toplama sistemleri, ev olarak kullanılmış olabilecek yapılar ve öğütme taşları gibi gündelik yaşama ait izler ortaya çıkardı. Bu bulgular, Göbeklitepe'nin yalnızca uzaktan gelenlerin toplandığı bir kült merkezi olmadığını, burada sürekli yaşayan bir topluluğun da bulunduğunu düşündürmektedir. Araştırmacılar artık yapıların işlevini tek bir kelimeyle açıklamaktan kaçınıyor.

Göbeklitepe'nin önemi, yalnız başına bir istisna olmamasından da kaynaklanır. Bölgede Karahantepe başta olmak üzere benzer özellikler taşıyan çok sayıda yerleşim tespit edildi. "Taş Tepeler" adı verilen bu alanlar, Yukarı Mezopotamya'da yerleşik hayata geçiş döneminde zengin ve birbiriyle bağlantılı bir kültür dünyasının varlığına işaret eder. Göbeklitepe bu dünyanın en tanınmış ama tek örneği değildir.

Yapıların bilinçli olarak toprakla doldurulmuş olması da uzun süre tartışıldı. Bir görüşe göre topluluklar yapılarını kullanım süreleri dolduğunda kasıtlı olarak gömüyordu. Diğer bir görüş ise dolgunun yamaçtan kayan malzemeyle zamanla oluştuğunu savunur. Bu tür tartışmalar, arkeolojinin kesin yanıtlardan çok, kanıtlar biriktikçe yeniden kurulan yorumlarla ilerlediğini gösterir.

Göbeklitepe bize tarihin düz bir çizgi hâlinde ilerlemediğini hatırlatır. İnsanlar ekonomik ihtiyaçlarını karşılamadan da büyük ortak projelere girişebilir; inanç, kimlik ve bir arada olma isteği de toplumsal değişimin itici gücü olabilir. Ders kitaplarındaki düzenli sıralamalar, toprağın altından çıkan tek bir alanla bile yeniden yazılmak zorunda kalabilir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metinde asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre son yıllarda yapılan çalışmalar aşağıdakilerden hangisini düşündürmektedir?