Önce Varoluş: Sartre ve Özgürlüğün Yükü
Bir marangoz bir sandalye yapmadan önce zihninde onun nasıl olacağına dair bir tasarım bulunur. Sandalyenin ne işe yarayacağı, nasıl görüneceği ve hangi malzemeden yapılacağı önceden bellidir. Felsefi bir dille söylersek, sandalyenin özü, varoluşundan önce gelir. Yirminci yüzyılın ortasında Fransız filozof Jean-Paul Sartre, insan için durumun tam tersi olduğunu savundu: İnsanda varoluş özden önce gelir.
Sartre'ın bu ifadeyle anlatmak istediği şey, insanın önceden belirlenmiş bir doğaya ya da amaca sahip olmadığıdır. İnsan önce dünyaya gelir, var olur, kendisiyle karşılaşır; kim olacağını ise sonradan, yaptığı seçimlerle belirler. Bir insan doğuştan cesur ya da korkak değildir; cesurca ya da korkakça davranarak öyle olur. Bu nedenle Sartre'a göre insan, kendini yapan bir varlıktır.
Bu düşüncenin en çarpıcı sonucu, insanın radikal biçimde özgür olmasıdır. Sartre'ın ünlü ifadesiyle insan, özgür olmaya mahkûmdur. Mahkûmdur; çünkü kendi kendini yaratmamıştır. Yine de özgürdür; çünkü dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur. Hiçbir koşul, insanı seçim yapmaktan kurtaramaz. Seçim yapmamak bile bir seçimdir.
Bu özgürlük, Sartre'a göre insana büyük bir sorumluluk yükler. İnsan seçim yaparken yalnızca kendisi için değil, bütün insanlık için de bir model oluşturur. Bir davranışı seçtiğimizde, aslında o davranışın herkes için iyi olduğunu ilan etmiş oluruz. Bu sorumluluğun ağırlığı, insanda derin bir kaygıya yol açar. Sartre bu kaygıyı, özgürlüğün kaçınılmaz bir eşlikçisi olarak görür.
Pek çok insan bu kaygıdan kaçmak için kendini kandırmaya başvurur. Sartre bu duruma "kötü niyet" adını verir. Kötü niyetli insan, seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmek yerine kendini koşulların, karakterinin ya da başkalarının beklentilerinin bir ürünü olarak görür. "Ben böyleyim", "Başka seçeneğim yoktu" ya da "Herkes böyle yapıyor" gibi ifadeler, Sartre'a göre özgürlükten kaçışın tipik biçimleridir.
Sartre'ın verdiği bir örnek bu durumu açıklar. Bir kafede çalışan garson, hareketlerini aşırı bir özenle yapar; tepsiyi taşıyışı, müşterilere eğilişi, adımlarının hızı adeta bir oyunun parçası gibidir. Sartre'a göre bu garson, "garson olmayı" oynamaktadır. Kendini tamamen bir role indirgeyerek, bir insan olarak her an başka bir şey seçebileceği gerçeğinden kaçmaktadır.
Sartre'ın görüşleri, özgürlüğü fazla mutlaklaştırdığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. İnsanların seçimleri yoksulluk, eğitim olanakları, toplumsal baskılar ve tarihsel koşullar tarafından ciddi biçimde sınırlanır. Sartre da sonraki yıllarda bu sınırlamaları daha fazla dikkate alan bir yaklaşım geliştirdi ve toplumsal koşulların insan özgürlüğünü nasıl biçimlendirdiği üzerine düşündü.
Yine de varoluşçuluğun temel çağrısı, pek çok insan için güçlü bir yankı uyandırmaya devam eder. Hayatımızın anlamı bize hazır olarak verilmez; onu kendi seçimlerimizle, kendi eylemlerimizle yaratırız. Bu düşünce hem ürkütücü hem de özgürleştiricidir.