Milletin Sesi: Erzurum ve Sivas Kongreleri
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından Osmanlı toprakları birer birer işgal edilmeye başladığında, ülkenin dört bir yanında halk kendi bölgesini korumak için yerel cemiyetler kurdu. Bu "Müdafaa-i Hukuk", yani hakları savunma cemiyetleri, işgallere karşı çıkıyor ama birbirinden bağımsız hareket ediyordu. Dağınık direnişin ortak bir hedef ve tek bir irade etrafında toplanması gerekiyordu. Erzurum ve Sivas kongreleri, bu birliğin kurulmasında belirleyici adımlar oldu.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra Amasya'da yayımlanan genelgeyle milletin bağımsızlığının yine milletin azim ve kararıyla kurtarılacağını ilan etti. Bu genelgede, ülkenin her yerinden temsilcilerin katılacağı bir kongrenin Sivas'ta toplanması öngörülüyordu. Ancak bundan önce doğu illerinin temsilcilerinin katılacağı bir kongre Erzurum'da toplanacaktı.
Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919'da çalışmalarına başladı. Toplanış biçimi bakımından bölgesel bir kongreydi; çünkü yalnızca doğu illerinden temsilciler katılmıştı. Ancak aldığı kararlar bütün ülkeyi ilgilendiriyordu. Kongre, millî sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğunu ve birbirinden ayrılamayacağını ilan etti. Manda ve himayenin kabul edilemeyeceği, millî kuvvetleri etkin, millî iradeyi ise hâkim kılmanın esas olduğu da kararlar arasındaydı.
Kongrede ayrıca bir Heyet-i Temsiliye, yani Temsil Kurulu seçildi ve başkanlığına Mustafa Kemal getirildi. Bu kurul, ileride millî mücadelenin yürütme organı gibi çalışacaktı. Böylece dağınık direniş hareketi ilk kez kalıcı bir yönetim çekirdeğine kavuşmuş oldu.
Sivas Kongresi ise 4 Eylül 1919'da toplandı. Bu kongreye ülkenin farklı bölgelerinden temsilciler katıldığı için hem toplanış hem de karar bakımından ulusal bir nitelik taşıyordu. Kongrede Erzurum kararları genişletilerek bütün ülke için kabul edildi. En önemli adımlardan biri, bütün yerel cemiyetlerin "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilmesiydi. Böylece bölgesel dirençler tek bir örgüt çatısı altında toplandı.
Sivas'ta tartışılan önemli konulardan biri, bir büyük devletin mandasının kabul edilip edilmeyeceğiydi. Dönemin bazı aydınları, ülkenin içinde bulunduğu ağır durumdan ancak güçlü bir devletin himayesiyle çıkılabileceğini düşünüyordu. Uzun tartışmaların ardından manda fikri kesin olarak reddedildi. Bu karar, tam bağımsızlık ilkesinin millî mücadelenin temel taşı olarak yerleşmesini sağladı.
Kongrelerin önemi, aldıkları kararların içeriği kadar karar alma biçiminde de yatıyordu. Temsilciler, padişahın ya da İstanbul hükümetinin değil, milletin iradesini dile getirme iddiasıyla bir araya gelmişti. Bu yaklaşım, egemenliğin kaynağının millet olduğu düşüncesinin pratikte ilk uygulamalarından biriydi ve birkaç ay sonra Ankara'da açılacak Büyük Millet Meclisi'nin yolunu hazırladı.
Erzurum ve Sivas kongreleri, dağınık ve umutsuz görünen bir direnişin, ortak ilkeler etrafında nasıl birleştirilebileceğini gösterir. Bir milletin kaderini belirleyen kararlar, çoğu zaman cephelerden önce masa başında, uzun ve zorlu tartışmaların sonunda şekillenir.