← Felsefe

Kuşkunun Ulaştığı Sağlam Zemin: Descartes

On yedinci yüzyılın başlarında Avrupa, köklü inançların sarsıldığı bir dönemden geçiyordu. Yeni bilimsel keşifler, eski otoritelerin doğru kabul ettiği pek çok bilgiyi geçersiz kılmıştı. Bu ortamda Fransız filozof ve matematikçi René Descartes, kesin ve sarsılmaz bir bilgi temeli bulmak için radikal bir yöntem önerdi: Kuşkuya yer bırakan her şeyden şüphe etmek.

Descartes, bir evi sağlam temeller üzerine yeniden inşa etmek isteyen birine benzer. Eski evin bazı tuğlaları sağlam olabilir; ancak hangilerinin çürük olduğunu bilemediği için önce bütün yapıyı yıkmayı seçer. Benzer biçimde Descartes, şimdiye kadar doğru kabul ettiği bütün inançlarını geçici olarak askıya alır ve yalnızca hiçbir biçimde kuşku duyulamayacak olanı kabul etmeye karar verir.

Kuşkunun ilk hedefi duyulardır. Duyular bizi zaman zaman yanıltır: Uzaktaki kare bir kule yuvarlak görünebilir, suya batırılmış bir çubuk kırık gibi görünebilir. Bizi bir kez yanıltan şeye tamamen güvenmek akıllıca değildir. Descartes daha da ileri gider: Rüyalarımızda da her şeyi gerçekmiş gibi yaşarız. Şu an uyanık olduğumuzdan nasıl emin olabiliriz?

Kuşku, matematiğin kesin görünen doğrularını bile içine alır. Descartes, bizi sürekli olarak aldatan son derece güçlü ve kötü niyetli bir varlık olduğunu varsaymayı önerir. Böyle bir varlık, iki artı üçün beşe eşit olduğu konusunda bile bizi yanıltıyor olabilir. Bu düşünce deneyi, kuşkuyu mümkün olan en uç noktaya taşır.

Ancak tam bu noktada Descartes, kuşkunun dokunamayacağı bir gerçekle karşılaşır. Her şeyden şüphe ediyor olabilir; ama şüphe eden birinin var olması gerekir. Aldatıcı bir varlık onu aldatıyorsa bile, aldatılan biri vardır. Böylece felsefe tarihinin en ünlü cümlelerinden birine ulaşır: Düşünüyorum, öyleyse varım. Düşünme etkinliği, düşünen bir benin varlığını kesin olarak kanıtlar.

Descartes bu sağlam temelden yola çıkarak bilgi binasını yeniden kurmaya çalışır. Açık ve seçik olarak kavradığı şeylerin doğru olduğunu kabul eder ve bu ilkeye dayanarak Tanrı'nın varlığını, ardından dış dünyanın varlığını kanıtlamaya girişir. Ancak bu sonraki adımlar, ilk adım kadar ikna edici bulunmamış ve sonraki filozoflar tarafından yoğun biçimde eleştirilmiştir.

Descartes'ın düşüncesinin önemli bir sonucu da zihin ile bedenin iki ayrı tözden oluştuğu görüşüdür. Ona göre zihin düşünen, yer kaplamayan bir şeydir; beden ise yer kaplayan ama düşünmeyen bir şeydir. Bu ikilik, zihin ile bedenin nasıl etkileşime girdiği sorusunu doğurdu ve bu soru bugün bile felsefenin ve bilimin çözülmemiş sorunları arasında yer alır.

Descartes'ın en kalıcı mirası, belki de vardığı sonuçlardan çok yöntemidir. Otoriteye dayanarak değil, kendi aklıyla düşünmek; hazır kabullerden şüphe etmek ve bilgiyi adım adım sağlam temeller üzerine kurmak, modern felsefenin ve bilimin temel tutumlarından biri hâline geldi.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Descartes'ın kötü niyetli ve güçlü bir aldatıcı varlık varsaymasının amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre Descartes'ın sonraki adımlarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?