← Sosyoloji ve Antropoloji

Kendi Gözlüğümüzle Bakmak: Etnosentrizm ve Kültürel Görelilik

Antik Yunan tarihçisi Herodot, eserinde ilginç bir hikâye anlatır. Pers kralı Darius, sarayında bulunan bazı Yunanlılara, ölen babalarının bedenlerini yemeleri için ne kadar para isteyeceklerini sorar. Yunanlılar, ölülerini yakarak uğurlayan bir kültürden geldikleri için dehşete düşer ve hiçbir karşılıkla böyle bir şey yapmayacaklarını söyler. Ardından Darius, ölülerini yemeyi saygının bir gereği olarak gören bir Hint topluluğundan gelenlere, babalarının bedenlerini yakmaları için ne isteyeceklerini sorar. Onlar da aynı dehşetle bu öneriyi reddeder.

Herodot bu hikâyeden önemli bir sonuç çıkarır: Her toplum, kendi geleneklerini en doğru ve en iyi gelenekler olarak görür. İnsanlara bütün gelenekler arasından en iyilerini seçme imkânı verilse, her biri kendi geleneklerini seçecektir. Yirminci yüzyılın başında Amerikalı sosyolog William Graham Sumner, bu eğilime "etnosentrizm" adını verdi.

Etnosentrizm, kişinin kendi kültürünü merkeze alarak diğer kültürleri onun ölçütlerine göre değerlendirmesidir. Bu eğilim, insanlar arasında son derece yaygındır. Farklı bir mutfağın yemeklerini "tuhaf" bulmak, başka bir toplumun selamlaşma biçimini "kaba" saymak ya da farklı bir dilin seslerini "kulak tırmalayıcı" olarak nitelendirmek, etnosentrizmin gündelik örnekleridir. Bu yargılarda, kendi alışkanlıklarımızın doğal ve normal olduğu, başkalarının ise bu normdan saptığı varsayılır.

Etnosentrizmin belirli ölçüde işlevsel bir yönü de vardır. Bir topluluğun kendi değerlerine bağlılığı, toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir. Ancak aşırı bir etnosentrizm, önyargılara, ayrımcılığa ve diğer toplulukların aşağılanmasına yol açabilir. Tarihte sömürgeciliğin meşrulaştırılmasında, sömürgeleştirilen halkların "ilkel" ve "medeniyetsiz" olduğu yönündeki etnosentrik yargılar önemli bir rol oynamıştır.

Antropoloji, bu tutuma karşı "kültürel görelilik" adı verilen bir yaklaşım geliştirdi. Alman asıllı Amerikalı antropolog Franz Boas ve öğrencileri tarafından savunulan bu yaklaşıma göre bir kültürün uygulamaları, o kültürün kendi bağlamı içinde anlaşılmalıdır. Bir topluluğun gelenekleri, başka bir kültürün ölçütleriyle değil, o topluluğun kendi tarihi, çevresi, inançları ve ihtiyaçları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Kültürel görelilik, antropolojik araştırmalar için vazgeçilmez bir yöntemsel ilkedir. Bir antropolog, incelediği topluluğun uygulamalarını anlamaya çalışırken kendi önyargılarını bir kenara bırakmalıdır. Ancak bu ilke, önemli bir felsefi soruyu da gündeme getirir: Kültürel görelilik, hiçbir uygulamanın eleştirilemeyeceği anlamına mı gelir?

Bu soruya verilen yanıtlarda önemli bir ayrım yapılır. Yöntemsel görelilik, bir uygulamayı anlamak için onu kendi bağlamında incelemeyi gerektirir. Ahlaki görelilik ise her kültürün kendi değerlerine göre doğru olduğunu ve kültürler arasında hiçbir ortak ahlaki ölçüt bulunmadığını savunur. Pek çok düşünür, ilk yaklaşımı benimserken ikincisini sorunlu bulur. Örneğin insanlara işkence yapılmasını ya da çocukların zarar görmesini, yalnızca bir kültürün geleneği olduğu için eleştirmekten kaçınmak, bu düşünürlere göre kabul edilemez. İnsan hakları evrensel bir ölçüt sunma iddiasındadır.

Etnosentrizm ile kültürel görelilik arasındaki gerilim, kolayca çözülebilecek bir sorun değildir. Ancak bu gerilimin farkında olmak, başka kültürlerle karşılaştığımızda hem anlamaya açık olmamızı hem de temel insani değerleri gözden kaçırmamamızı sağlayabilir. Herodot'un hikâyesi, kendi gözlüğümüzü fark etmenin, onu çıkarabilmenin ilk adımı olduğunu hatırlatır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Herodot'un anlattığı hikâyeden çıkardığı sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre yöntemsel görelilik ile ahlaki görelilik arasındaki fark aşağıdakilerden hangisidir?