← Sosyoloji ve Antropoloji

Büyük Kentin Ruhu: Simmel ve Metropol Hayatı

1903 yılında Alman sosyolog Georg Simmel, kısa ama son derece etkili bir deneme yayımladı. Denemenin konusu, hızla büyüyen Berlin gibi modern metropollerin, orada yaşayan insanların zihinlerini ve ruhlarını nasıl etkilediğiydi. Simmel'e göre büyük kent yalnızca daha kalabalık bir yerleşim yeri değildi; insanları farklı biçimde düşünmeye, hissetmeye ve birbirleriyle ilişki kurmaya zorlayan yeni bir yaşam ortamıydı.

Simmel'in ilk gözlemi, büyük kentin insanların sinir sistemleri üzerindeki etkisiyle ilgilidir. Küçük bir kasabada ya da köyde hayat görece yavaş ve öngörülebilir bir ritimle akar. Metropolde ise insan, her an sayısız uyaranla karşılaşır: trafiğin gürültüsü, kalabalıkların hareketi, ışıklı reklamlar, birbirinden farklı yüzler ve sesler. Bu yoğun uyaran bombardımanı karşısında insan, kendini korumak için bir tür zihinsel kalkan geliştirmek zorundadır.

Simmel'e göre bu kalkan, duygulardan çok akla dayanan bir tutumdur. Kentli insan, karşılaştığı her şeye duygusal tepkiler vermek yerine onları akılcı ve mesafeli bir biçimde değerlendirmeyi öğrenir. Simmel bu duruma, her şeye karşı bir tür kayıtsızlık ve bıkkınlık hâli anlamına gelen bir kavramla dikkat çeker. Her şeyi görmüş, hiçbir şeye şaşırmayan ve kolay kolay heyecanlanmayan bir tavır, büyük kentin tipik bir özelliğidir.

Bu tutum, insan ilişkilerini de etkiler. Küçük bir kasabada herkes birbirini tanır ve karşılaşılan her insanla bir ilişki kurulur. Metropolde ise her gün binlerce yabancıyla karşılaşırız. Bu insanların hepsiyle duygusal bir bağ kurmaya çalışsaydık, tükenip giderdik. Bu nedenle kentli insan, başkalarına karşı belirli bir mesafe, bir tür çekingenlik geliştirir. Simmel, bu mesafenin dışarıdan soğukluk olarak görülebileceğini, ancak aslında büyük kentte hayatta kalmanın gerekli bir aracı olduğunu belirtir.

Simmel, para ekonomisinin de bu süreçte önemli bir rol oynadığını düşünüyordu. Büyük kentte ilişkilerin önemli bir kısmı para aracılığıyla kurulur. Para ise her şeyi niceliğe, yani "ne kadar" sorusuna indirger. Bir ürünün ya da hizmetin niteliği, kişisel anlamı geri planda kalır. Kentin dakiklik, hesap ve kesinlik üzerine kurulu düzeni, insanları da benzer biçimde düşünmeye yöneltir. Simmel'e göre Berlin'deki bütün saatler bir saat bile farklı çalışsa kentin ekonomik ve toplumsal hayatı uzun süre için çökerdi.

Ancak Simmel, büyük kenti yalnızca olumsuz yönleriyle değerlendirmez. Küçük topluluklarda birey, sürekli olarak çevresinin gözetimi altındadır ve topluluğun beklentilerine uymak zorundadır. Büyük kentin anonimliği ise bireye daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir özgürlük alanı sunar. Kentte insan, kendi tercihlerine göre yaşayabilir, farklı çevrelere girebilir ve kendi kimliğini oluşturabilir.

Bu özgürlüğün bir bedeli de vardır. Kalabalıkların ortasında insan, kendini derin bir yalnızlık içinde hissedebilir. Simmel, insanın hiçbir yerde metropolün kalabalığındaki kadar yalnız ve terk edilmiş hissetmeyebileceğini yazar. Özgürlük ile yalnızlık, büyük kentte el ele yürür.

Simmel'in yüz yılı aşkın bir süre önce yazdığı deneme, bugün İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı kentlerde hâlâ şaşırtıcı ölçüde güncel görünüyor. Kulaklıklarını takarak kalabalıktan kendini yalıtan insanlar, Simmel'in tarif ettiği zihinsel kalkanın modern bir biçimini sergiliyor olabilir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre kentli insanın geliştirdiği "zihinsel kalkan"ın amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre Simmel'in büyük kentin olumlu yönü olarak gördüğü özellik aşağıdakilerden hangisidir?