← Sosyoloji ve Antropoloji

Kalabalığın Ruhu: Le Bon ve Sonrası

1895'te Fransız düşünür Gustave Le Bon, kalabalıklar üzerine yazdığı bir kitapla büyük bir etki yarattı. Le Bon'a göre bir insan kalabalığın içine girdiğinde, bireysel kişiliğini ve akılcı düşünme yeteneğini kaybediyordu. Kalabalıkta insanlar, adeta tek bir varlık gibi davranan ortak bir "kalabalık ruhu"nun parçası hâline geliyordu. Bu ruh, Le Bon'a göre ilkel, duygusal, telkine açık ve kolayca şiddete yönelebilen bir yapıya sahipti.

Le Bon, bu dönüşümü açıklamak için üç temel süreçten söz etti. Birincisi anonimlikti. Kalabalığın içindeki birey, tanınmayacağını ve sorumlu tutulmayacağını düşündüğü için normalde yapmayacağı davranışlarda bulunabiliyordu. İkincisi bulaşmaydı. Duygular ve davranışlar, kalabalık içinde bir hastalık gibi hızla yayılıyordu. Üçüncüsü ise telkine açıklıktı. Kalabalıktaki insanlar, bir liderin sözlerine ve imgelere eleştirel düşünmeden kapılıyordu.

Le Bon'un kitabı, döneminin siyasetçileri tarafından büyük ilgiyle okundu. Kalabalıkların nasıl yönlendirilebileceğine ilişkin gözlemleri, yirminci yüzyılın bazı baskıcı liderleri tarafından propaganda yöntemlerinde kullanıldı. Bu durum, kalabalıkların akıldışı ve tehlikeli olduğu yönündeki görüşün geniş kitlelere yayılmasına katkıda bulundu. Bugün bile pek çok insan, kalabalık davranışını Le Bon'un çizdiği tabloya benzer biçimde düşünür.

Ancak sonraki on yıllarda yapılan araştırmalar, bu tabloyu ciddi biçimde sorguladı. Kalabalık olaylarını ayrıntılı biçimde inceleyen sosyal psikologlar, kalabalıkların sanıldığı kadar akıldışı ve rastgele davranmadığını gösterdi. Örneğin İngiltere'deki bazı kent ayaklanmalarında, kalabalığın hedeflerinin rastgele değil, oldukça seçici olduğu gözlemlendi. Kalabalık, toplumun belirli kurumlarını hedef alırken yerel dükkânlara ya da evlere dokunmamıştı. Bu davranış, kalabalığın ortak bir anlayış ve kimlik doğrultusunda hareket ettiğini gösteriyordu.

Bu bulgular, "toplumsal kimlik" yaklaşımı adı verilen yeni bir açıklamanın gelişmesine yol açtı. Bu yaklaşıma göre kalabalık içindeki insanlar kimliklerini kaybetmez; tersine, bireysel kimliklerinden ortak bir grup kimliğine geçerler. Bir futbol taraftar grubu, bir protesto yürüyüşü ya da bir konser izleyici kitlesi, o anda paylaştıkları ortak kimliğin değerlerine ve normlarına göre davranır. Bu normlar şiddeti de barışçıl davranışı da içerebilir.

Afetler ve acil durumlar üzerine yapılan araştırmalar da Le Bon'un görüşlerini sorgulayan önemli bulgular sunar. Yaygın inanışa göre yangın, deprem ya da saldırı gibi tehlikeli durumlarda kalabalıklar paniğe kapılır ve insanlar birbirini ezerek kaçmaya çalışır. Oysa araştırmalar, bu tür durumlarda insanların çoğu zaman şaşırtıcı ölçüde sakin kaldığını, birbirine yardım ettiğini ve iş birliği yaptığını göstermektedir. Ortak bir tehlike, insanlar arasında güçlü bir dayanışma duygusu yaratabilir.

Bu yeni anlayışın pratik sonuçları da vardır. Kalabalıkları her zaman tehlikeli ve akıldışı olarak gören bir yaklaşım, güvenlik güçlerinin onlara sert biçimde müdahale etmesine yol açabilir. Bu sert müdahaleler ise başlangıçta barışçıl olan kalabalıkları tepkiye iterek tam da korkulan sonucu doğurabilir. Kalabalıkların ortak kimliklerini ve değerlerini anlamaya dayalı yaklaşımlar ise gerilimi azaltmada daha başarılı olabilmektedir.

Le Bon'un kalabalık ruhu kavramı, yüz yılı aşkın bir süre boyunca kalabalıklara bakışımızı derinden etkiledi. Ancak bilimsel araştırmalar, kalabalıkların akılsız bir sürü değil, ortak bir kimlik etrafında bir araya gelen insanlardan oluştuğunu hatırlatıyor.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Le Bon'un kalabalık davranışını açıklamak için öne sürdüğü süreçler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
Soru 2Metne göre afetler üzerine yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bulgu aşağıdakilerden hangisidir?