Bir Adada Büyümek: Margaret Mead ve Samoa Tartışması
1925'te yirmi üç yaşındaki Amerikalı antropolog Margaret Mead, Pasifik Okyanusu'ndaki Samoa adalarına doğru yola çıktı. Hocası Franz Boas, ona önemli bir soru üzerinde çalışmasını önermişti: Ergenlik döneminde yaşanan duygusal çalkantılar, bütün insanlarda biyolojik olarak kaçınılmaz mıdır, yoksa kültürün bir ürünü müdür? O dönemde Amerika'da ergenlik, doğası gereği fırtınalı ve stresli bir dönem olarak görülüyordu.
Mead, Samoa'da yaklaşık dokuz ay geçirdi ve özellikle genç kızlarla görüşmeler yaptı. 1928'de yayımlanan kitabında, Samoalı gençlerin ergenlik dönemini Amerikalı gençlere göre çok daha sakin ve sorunsuz bir biçimde geçirdiğini anlattı. Ona göre bunun nedeni, Samoa kültürünün daha esnek, daha az rekabetçi ve gençler üzerinde daha az baskı kuran bir yapıya sahip olmasıydı. Mead'in vardığı sonuç açıktı: Ergenlik sorunları biyolojinin değil, kültürün bir ürünüydü.
Kitap, büyük bir ilgi gördü ve antropoloji tarihinin en çok okunan eserlerinden biri hâline geldi. Mead'in çalışması, insan davranışlarının biyolojik olarak belirlenmiş olmadığını, kültürün insanları şekillendirmedeki gücünü gösteren güçlü bir kanıt olarak kabul edildi. Bu düşünce, yirminci yüzyılın ortalarında eğitimden aile yaşamına kadar pek çok alandaki tartışmaları etkiledi.
Mead'in ölümünden birkaç yıl sonra, 1983'te Yeni Zelandalı antropolog Derek Freeman, Mead'in çalışmasına yönelik sert bir eleştiri yayımladı. Freeman, Samoa'da Mead'den çok daha uzun süre yaşamış ve araştırma yapmıştı. Ona göre Mead'in çizdiği tablo büyük ölçüde yanlıştı. Freeman, Samoa toplumunun aslında oldukça rekabetçi, hiyerarşik ve katı kurallara sahip olduğunu, gençlerin de ciddi gerilimler yaşadığını savundu. Ayrıca Mead'e bilgi veren bazı genç kızların onunla şakalaştığını ve ona abartılı hikâyeler anlattığını iddia etti.
Freeman'ın eleştirisi, antropoloji dünyasında uzun ve hararetli bir tartışma başlattı. Bazı antropologlar Freeman'ı haklı bulurken, bazıları onun Mead'in çalışmasını haksız yere çarpıttığını öne sürdü. Eleştirmenler, Freeman'ın Samoa'da araştırma yaptığı dönemin ve bölgenin Mead'inkinden farklı olduğunu, toplumların zaman içinde değişebileceğini hatırlattı. Ayrıca Freeman'ın da kendi görüşlerini doğrulayan kanıtlara odaklandığı ileri sürüldü. Şakalaşma iddiası da sonraki araştırmacılar tarafından sorgulandı.
Bu tartışma, belki de hiçbir zaman kesin olarak çözülemeyecek. Ancak antropoloji ve bilim açısından önemli dersler barındırır. Birincisi, saha araştırmalarının araştırmacının ön kabullerinden ve beklentilerinden etkilenebileceğidir. Mead, kültürün gücünü göstermeye hevesli bir dönemin ve bir hocanın öğrencisiydi; Freeman ise biyolojinin önemini vurgulamak istiyordu. Her ikisi de belki de kısmen görmek istediklerini gördü.
İkinci ders, insan davranışının ya biyolojiyle ya da kültürle açıklanabileceği yönündeki ikili düşünmenin yetersizliğidir. Bugün bilim insanlarının büyük çoğunluğu, ergenlik gibi deneyimlerin hem biyolojik süreçlerden hem de kültürel bağlamdan etkilendiğini kabul eder. Hormonlar ve beyin gelişimi gerçektir; ancak bu süreçlerin nasıl yaşandığı, toplumun gençlere sunduğu roller, beklentiler ve fırsatlarla şekillenir.
Samoa tartışması, bilimsel bilginin tek bir çalışmayla kesinleşmediğini, farklı araştırmacıların farklı bulgularıyla sürekli olarak sınandığını gösterir. Bilimin gücü, tam da bu tartışmalara açık olmasında yatar.