← Sosyoloji ve Antropoloji

Ekrandaki Ayna: Sosyal Medya ve Kimlik

1902'de Amerikalı sosyolog Charles Horton Cooley, benliğin nasıl oluştuğuna dair ilginç bir benzetme yaptı. Cooley'e göre kendimizi, başkalarının bize nasıl baktığını hayal ederek tanırız. Başkalarının gözünde nasıl göründüğümüzü düşünür, onların bizi nasıl değerlendirdiğini tahmin eder ve bu tahmine göre kendimiz hakkında gurur ya da utanç duyarız. Cooley bu süreci "ayna benlik" olarak adlandırdı. Ona göre başkaları, kendimizi gördüğümüz birer aynadır.

Cooley bu düşünceyi geliştirdiğinde, insanların aynası aileleri, arkadaşları, komşuları ve yakın çevreleriydi. Bugün ise milyonlarca genç, kendilerini her gün yüzlerce, hatta binlerce kişinin gözünden görmeye çalışıyor. Sosyal medya, Cooley'in aynasını devasa boyutlara taşıyan bir araç hâline geldi. Her paylaşımın altındaki beğeni sayısı, yorumlar ve takipçi sayıları, başkalarının bizi nasıl gördüğüne dair anlık ve sayısal geri bildirimler sunuyor.

Sosyal medyada insanlar, kendilerinin özenle seçilmiş bir görüntüsünü sunar. En güzel fotoğraflar, en eğlenceli anlar ve en büyük başarılar paylaşılır; sıradan günler, başarısızlıklar ve mutsuz anlar ise çoğu zaman görünmez kalır. Bu seçici sunum, bir yandan insanların kendilerini ifade etmelerine ve yaratıcılıklarını göstermelerine imkân tanır. Öte yandan herkesin başkalarının özenle düzenlenmiş hayatlarını izlediği bir ortam yaratır.

Psikolog Leon Festinger, 1950'lerde insanların kendilerini değerlendirmek için başkalarıyla karşılaştırma eğiliminde olduğunu öne sürmüştü. Sosyal medya, bu karşılaştırmayı hiç olmadığı kadar kolay ve sürekli hâle getirir. Bir genç, kendi sıradan gününü başkalarının en parlak anlarıyla karşılaştırdığında, kendini yetersiz hissedebilir. Bazı araştırmalar, sosyal medyada yoğun zaman geçirmenin özellikle ergenlerde kaygı ve memnuniyetsizlik duygularıyla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Ancak araştırma sonuçları tek yönlü değildir. Sosyal medyanın etkisi, nasıl ve ne amaçla kullanıldığına göre büyük farklılıklar gösterir. Arkadaşlarıyla etkin biçimde iletişim kurmak, ortak ilgi alanlarına sahip topluluklar bulmak ya da yaratıcı içerik üretmek, olumlu deneyimlerle ilişkili olabilir. Başkalarının paylaşımlarını pasif biçimde saatlerce izlemek ise olumsuz duygularla daha sık ilişkilendirilmektedir. Ayrıca bazı gençler için, özellikle kendi çevrelerinde benzer ilgilere sahip insan bulamayanlar için, çevrimiçi topluluklar değerli bir aidiyet ve destek kaynağı olabilir.

Sosyal medyanın kimlik üzerindeki bir başka etkisi, araştırmacıların "bağlam çöküşü" adını verdiği durumdur. Gerçek hayatta farklı ortamlarda farklı davranırız: Ailemizle, arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle ve yabancılarla aynı biçimde konuşmayız. Sosyal medyada ise bütün bu farklı izleyiciler aynı anda aynı paylaşımı görebilir. Bu durum, insanların hangi kimliği sunacakları konusunda zorlanmalarına ve kendilerini sürekli denetlemelerine yol açabilir.

Sosyal medya, kimlik oluşturma sürecinin önemli bir sahnesi hâline gelmiştir. Bu sahnenin olumlu ve olumsuz yönleri, büyük ölçüde onu nasıl kullandığımıza bağlıdır. Paylaşımların seçilmiş anlardan oluştuğunu hatırlamak, karşılaştırma tuzağına düşmemeye çalışmak ve çevrimiçi dünyadaki aynalar kadar gerçek hayattaki aynalara da değer vermek, sağlıklı bir denge kurmaya yardımcı olabilir.

Cooley'in yüz yılı aşkın bir süre önce yaptığı benzetme, bugün belki her zamankinden daha anlamlı. Kendimizi başkalarının gözünden görmeye devam ediyoruz; ama artık bu gözlerin sayısı, kimliği ve bize ne gösterdikleri çok daha karmaşık.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Cooley'in "ayna benlik" kavramı aşağıdakilerden hangisini ifade eder?
Soru 2Metinde açıklanan "bağlam çöküşü" kavramı aşağıdakilerden hangisini ifade eder?