← Tıp ve Sağlık

Bağışıklık Sistemini Kansere Karşı Uyandırmak: İmmünoterapi

Bağışıklık sistemi, bedenimizi bakteri ve virüs gibi dış tehditlere karşı koruyan olağanüstü bir savunma ağıdır. Bu sistemin bir başka önemli görevi de bedenin kendi hücreleri arasında ortaya çıkan anormal hücreleri tanıyıp ortadan kaldırmaktır. Bilim insanları, bağışıklık sisteminin pek çok potansiyel kanser hücresini daha tümör oluşturmadan yok ettiğini düşünmektedir. Peki bağışıklık sistemi bu kadar etkiliyse, kanser nasıl gelişebilmektedir? Bu sorunun yanıtı, kanser tedavisinde son yılların en heyecan verici gelişmelerinden birinin de kapısını aralamıştır.

Bağışıklık sistemini kansere karşı kullanma fikri aslında yeni değildir. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Amerikalı bir cerrah, ciddi bir bakteriyel enfeksiyon geçiren bazı kanser hastalarında tümörlerin küçüldüğünü fark etti. Bu gözlemden yola çıkarak hastalarına bakteri özütleri enjekte etmeye başladı ve bazı hastalarda olumlu sonuçlar aldığını bildirdi. Ancak sonuçlar tutarsızdı, yöntemin nasıl işlediği anlaşılamıyordu ve aynı dönemde gelişen ışın tedavisi daha öngörülebilir sonuçlar veriyordu. Bu nedenle bu yaklaşım uzun süre unutuldu.

Kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden nasıl kaçtığını anlamak, yirminci yüzyılın sonlarında yapılan temel araştırmalarla mümkün oldu. Bağışıklık sisteminin önemli savaşçılarından olan T hücrelerinin yüzeyinde, onları etkinleştiren ya da baskılayan çeşitli moleküller bulunur. Bu baskılayıcı moleküller, bir arabanın frenleri gibi çalışır. Bağışıklık tepkisinin kontrolden çıkmasını ve bedenin kendi sağlıklı dokularına saldırmasını önlemek için gereklidir. Bilim insanları bu frenlere bağışıklık kontrol noktaları adını verir.

Araştırmacılar, kanser hücrelerinin bu frenleri kendi çıkarları için kullanabildiğini keşfetti. Bazı kanser hücreleri yüzeylerinde, T hücrelerinin frenlerine basan moleküller taşır. Böylece onlara saldırmak üzere olan T hücrelerini etkisiz hâle getirir ve bağışıklık sisteminin gözünden kaçarlar. Bu keşif, cesur bir fikri beraberinde getirdi: Eğer bu frenler engellenebilirse, T hücreleri kanser hücrelerine yeniden saldırabilir miydi?

Bu fikri sınayan Amerikalı bilim insanı James Allison ile Japon bilim insanı Tasuku Honjo, farklı fren moleküllerini hedef alan araştırmalar yürüttü. Fren moleküllerini engelleyen antikorların, farelerde tümörlerin küçülmesini sağlayabildiğini gösterdiler. Bu çalışmalar, kontrol noktası inhibitörleri adı verilen yeni bir ilaç grubunun geliştirilmesine yol açtı. İki araştırmacı, bu katkılarından dolayı 2018 yılında Nobel Tıp Ödülü'nü paylaştı.

Kontrol noktası inhibitörleri, bazı kanser türlerinde daha önce görülmemiş sonuçlar vermiştir. Özellikle ileri evre deri kanseri olan melanomda, eskiden yaşam süresi oldukça kısa olan hastaların bir kısmı bu tedavilerle yıllarca yaşamını sürdürebilmiştir. Bazı akciğer, böbrek ve mesane kanserlerinde de bu ilaçlar tedavi seçenekleri arasına girmiştir. Bu tedavilerin en dikkat çekici özelliği, yanıt veren hastaların bir kısmında etkinin uzun süre devam edebilmesidir. Bağışıklık sistemi bir kez kanseri tanımayı öğrendiğinde, bu belleği koruyabilmektedir.

İmmünoterapinin bir başka biçimi ise hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda yeniden programlanmasıdır. Bu yöntemde hastanın kanından T hücreleri alınır ve bu hücrelere, kanser hücrelerinin yüzeyindeki belirli bir molekülü tanımalarını sağlayan yapay bir alıcı eklenir. Çoğaltılan bu hücreler daha sonra hastaya geri verilir. Bu tedavi, bazı kan kanserlerinde diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda dikkat çekici başarılar sağlamıştır.

Bununla birlikte immünoterapi, her kanser hastası için bir mucize değildir. Bu tedavilere yanıt veren hastaların oranı, kanser türüne göre büyük farklılıklar gösterir ve pek çok hastada beklenen etki görülmez. Araştırmacılar, hangi hastaların bu tedavilerden yarar göreceğini önceden belirleyebilmek için yoğun çaba harcamaktadır. Ayrıca bazı tümörlerin neden bağışıklık sistemine karşı bu kadar dirençli olduğu sorusu hâlâ yanıt beklemektedir.

İmmünoterapinin yan etkileri de geleneksel tedavilerden farklıdır. Frenlerin kaldırılması, bağışıklık sisteminin yalnızca kanser hücrelerine değil, bazen sağlıklı dokulara da saldırmasına yol açabilir. Bu durum bağırsak, deri, akciğer ya da hormon üreten bezlerde iltihaplanmalara neden olabilir. Bu yan etkilerin çoğu tedavi edilebilir olsa da bazıları ciddi olabilir. Bu nedenle bu tedavilerin deneyimli ekipler tarafından dikkatle izlenmesi gerekir.

Bugün araştırmacılar, immünoterapiyi kemoterapi, ışın tedavisi ve hedefe yönelik ilaçlar gibi diğer yöntemlerle birleştirerek daha fazla hastaya ulaşmanın yollarını aramaktadır. Kişiye özel kanser aşıları da bu alandaki umut verici araştırma konuları arasındadır.

İmmünoterapinin öyküsü, temel bilim araştırmalarının önemini bir kez daha gözler önüne serer. Bağışıklık hücrelerinin nasıl çalıştığına dair merakla başlayan çalışmalar, onlarca yıl sonra pek çok hastanın yaşamını değiştiren tedavilere dönüşmüştür.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre bazı kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçabilmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metnin yazarının immünoterapiye ilişkin tutumu aşağıdakilerden hangisidir?