Seçimlerimiz Gerçekten Bizim mi? Özgür İrade Tartışması
Bu sabah kahvaltıda çay yerine kahve içmeyi seçtiğinizi düşünün. Bu seçimi özgürce yaptığınızı hissedersiniz; isteseydiniz çay da içebilirdiniz. Ancak bu duygu, yüzyıllardır filozofların ve bilim insanlarının üzerinde tartıştığı zor bir soruyu gizler: Evrendeki her olay önceki nedenlerin kaçınılmaz sonucuysa, bizim seçimlerimiz de öyle değil midir?
Bu görüşe "determinizm" denir. Determinizme göre evrendeki her olay, önceki olaylar ve doğa yasaları tarafından belirlenir. Beynimiz de fiziksel bir sistemdir ve içindeki her süreç doğa yasalarına uyar. Eğer öyleyse, bu sabahki kahve tercihiniz, genleriniz, geçmiş deneyimleriniz, o anki ruh hâliniz ve beyninizdeki kimyasal süreçler tarafından önceden belirlenmiş olabilir. Seçim yaptığınız duygusu ise bir yanılsama olabilir.
Bu sonuç pek çok insanı rahatsız eder; çünkü özgür irade, ahlaki sorumluluğun temeli gibi görünür. Bir insanı yaptıklarından dolayı övmek ya da suçlamak, onun başka türlü davranabileceğini varsayar. Eğer her şey önceden belirlenmişse, bir suçluyu cezalandırmak ya da bir kahramanı ödüllendirmek ne anlama gelir?
Filozoflar bu soruya üç temel biçimde yanıt vermiştir. Birinci gruptakiler, determinizmin doğru olduğunu ve gerçek bir özgür iradenin bulunmadığını kabul eder. İkinci gruptakiler, insanın gerçekten özgür olduğunu ve en azından bazı seçimlerinin önceki nedenler tarafından tamamen belirlenmediğini savunur. Üçüncü ve belki de en yaygın görüş ise "bağdaşırcılık" adını alır. Bu görüşe göre determinizm ile özgür irade birbiriyle çelişmez.
Bağdaşırcılar, özgürlüğü farklı bir biçimde tanımlar. Onlara göre özgür olmak, nedensiz davranmak değil, kendi isteklerimize ve değerlerimize göre davranabilmektir. Bir insan silah zoruyla bir şey yapıyorsa özgür değildir; ama kendi düşünceleri ve istekleri doğrultusunda hareket ediyorsa, bu istekler de bir nedene sahip olsa bile özgürdür. Önemli olan, eylemin dış bir zorlamadan değil, kişinin kendi iç dünyasından kaynaklanmasıdır.
Tartışma, yirminci yüzyılın sonlarında sinirbilimin katkısıyla yeni bir boyut kazandı. 1980'lerde Amerikalı araştırmacı Benjamin Libet'in yaptığı deneylerde, katılımcılardan istedikleri bir anda bileklerini hareket ettirmeleri ve bu kararı verdikleri anı bildirmeleri istendi. Ölçümler, beyindeki hazırlık etkinliğinin, katılımcıların karar verdiklerini fark ettikleri andan bir süre önce başladığını gösterdi. Bazı yorumcular bu bulgunun, kararlarımızın bilincimizden önce beyin tarafından verildiğini kanıtladığını öne sürdü.
Ancak Libet'in deneyleri ve onların yorumları da tartışmalıdır. Deneydeki basit bilek hareketinin, hayatımızdaki önemli kararlarla karşılaştırılıp karşılaştırılamayacağı belirsizdir. Sonraki araştırmalar, ölçülen beyin etkinliğinin belirli bir karardan çok genel bir hazırlık durumunu yansıtıyor olabileceğini öne sürdü. Libet'in kendisi de insanların bilinçli olarak bir hareketi son anda durdurabileceğini, yani bir tür "veto" yetisine sahip olabileceğini düşünüyordu.
Özgür irade sorunu, belki de hiçbir zaman kesin olarak çözülemeyecek sorulardan biridir. Yine de gündelik hayatımızı, seçimlerimizin bir anlamı olduğu varsayımıyla sürdürürüz. Bu varsayım olmadan sorumluluk, pişmanlık, umut ya da çaba gibi kavramlar anlamını yitirir.