İnsan Her Şeyin Ölçüsü mü? Sofistler ve Protagoras
MÖ beşinci yüzyılda Atina, demokrasinin geliştiği, halk meclislerinde ve mahkemelerde güzel konuşmanın büyük önem kazandığı bir kentti. Bir yurttaşın meclisi ikna edebilmesi ya da mahkemede kendini savunabilmesi, onun toplumdaki başarısını doğrudan etkiliyordu. Bu ihtiyaca yanıt veren bir grup gezgin öğretmen ortaya çıktı. Para karşılığında hitabet, tartışma ve siyaset dersleri veren bu kişilere "sofist" adı verildi.
Sofistlerin en ünlülerinden biri, Abdera kentinden gelen Protagoras'tı. Protagoras'a atfedilen bir söz, felsefe tarihinin en çok tartışılan cümlelerinden biri oldu: İnsan her şeyin ölçüsüdür; var olanların var olduklarının, var olmayanların var olmadıklarının. Bu ifade genellikle, bilginin ve değerlerin kişiden kişiye değiştiği, herkes için geçerli tek bir doğrunun bulunmadığı biçiminde yorumlanır.
Protagoras'ın bu görüşünü açıklamak için verilen klasik bir örnek vardır. Aynı rüzgâr, bir kişiye soğuk, bir başkasına ılık gelebilir. Hangisi haklıdır? Protagoras'a göre her ikisi de kendi açısından haklıdır. Rüzgâr, soğuk hisseden için soğuk, ılık hisseden için ılıktır. Bu yaklaşım, algının öznel olduğunu kabul eden bir göreceliğe işaret eder.
Sofistlerin bir kısmı, bu göreceliği ahlak ve yasalar alanına da taşıdı. Onlara göre yasalar doğadan gelen evrensel kurallar değil, insanların belirli toplumlarda üzerinde uzlaştığı geleneklerdi. Farklı kentlerin farklı yasaları olması, bunun açık bir kanıtıydı. Bu düşünce, yasaların sorgulanabileceği ve değiştirilebileceği fikrini güçlendirdi.
Sofistler, Sokrates ve Platon tarafından sert biçimde eleştirildi. Platon'a göre sofistler, gerçeği aramak yerine insanlara her türlü görüşü savunmayı öğretiyordu. Zayıf bir argümanı güçlü gösterme sanatı, onun gözünde felsefenin değil, aldatmacanın işiydi. Ayrıca bilgiyi para karşılığında satmaları da Platon tarafından küçümseniyordu. Bugün "sofistlik" sözcüğünün yanıltıcı ve kurnazca akıl yürütme anlamında kullanılması, büyük ölçüde bu eleştirilerin mirasıdır.
Ancak sofistlerin bu olumsuz imajı, tarihçilerin bir kısmına göre adaletsizdir. Sofistlerin hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümü, onların rakiplerinin yazdıklarından gelir. Sofistler, eğitimi soyluların tekelinden çıkararak parası olan herkese açtı. Dilin, retoriğin ve ikna sanatının sistematik olarak incelenmesine öncülük ettiler. Bir konuyu farklı açılardan değerlendirme, karşı argümanları da düşünme alışkanlığı, onların öğrettiği önemli becerilerdi.
Göreceliğin bir sorunu da kendi tutarlılığıyla ilgilidir. Platon'un eleştirilerinden birine göre, eğer herkesin görüşü kendisi için doğruysa, Protagoras'ın görüşünü yanlış bulan kişinin görüşü de doğru olmalıdır. Bu durumda Protagoras, kendi görüşünün yanlış olduğunu da kabul etmek zorunda kalır. Bu tür eleştiriler, mutlak bir göreceliğin kendi kendini çürüttüğünü öne sürer.
Sofistler ile Platon arasındaki tartışma, bugün de farklı biçimlerde sürmektedir. Bilgi ve değerler evrensel midir, yoksa kültüre ve bireye göre mi değişir? İkna sanatı, gerçeğe ulaşmanın bir aracı mı, yoksa onu gizlemenin bir yolu mu? Reklamcılıktan siyasete kadar ikna tekniklerinin her yerde kullanıldığı bir dünyada bu sorular hâlâ önemlidir.