← Tarih

Harflerin Geç Gelen Yolculuğu: İbrahim Müteferrika ve Osmanlı Matbaası

Matbaanın Osmanlı dünyasına geç girdiği sıkça dile getirilir. Bu yargı tamamen yanlış olmasa da genellikle olduğundan daha basit biçimde anlatılır. Osmanlı topraklarında matbaa, aslında Müslümanların kullandığı ilk matbaadan iki yüz yılı aşkın bir süre önce kullanılmaktaydı. On beşinci yüzyılın sonlarında İspanya'dan göç eden Yahudiler, İstanbul'da kendi dillerinde kitaplar basmaya başlamıştı. Daha sonra Ermeni ve Rum toplulukları da kendi matbaalarını kurdu.

Arap harfleriyle Türkçe kitap basan ilk matbaa ise 1727'de İbrahim Müteferrika ve Said Efendi tarafından kuruldu. Macar asıllı olan Müteferrika genç yaşta Osmanlı topraklarına gelmiş, Müslüman olmuş ve devlet hizmetinde çalışmıştı. Said Efendi ise Paris'e elçi olarak giden Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin oğluydu ve babasıyla birlikte Fransa'daki matbaaları görmüştü.

Müteferrika, matbaanın gerekliliğini anlatan bir risale hazırlayarak devlet yöneticilerine sundu. Risalede matbaanın kitapları ucuzlatacağı, yazma eserlerdeki hataları azaltacağı, savaşlarda ve yangınlarda yok olan bilgileri koruyacağı ve devletin itibarını artıracağı gibi gerekçeler yer alıyordu. Padişahtan izin alındı, dönemin şeyhülislamı da dinî kitaplar dışındaki eserlerin basılmasının uygun olduğunu bildirdi.

Matbaada basılan ilk eser, 1729'da yayımlanan ve Vankulu Lügati olarak bilinen bir Arapça-Türkçe sözlüktü. Bunu tarih, coğrafya ve dil üzerine kitaplar izledi. Kâtip Çelebi'nin coğrafya eseri Cihannüma, haritaları ve çizimleriyle matbaanın en dikkat çekici ürünleri arasında yer aldı. Müteferrika, 1745'teki ölümüne kadar on yedi eser yayımladı.

Basılan kitap sayısının azlığı, matbaanın neden daha hızlı yaygınlaşmadığı sorusunu gündeme getirir. Bu soruya sıklıkla verilen yanıt, hattatların ve din adamlarının matbaaya karşı çıktığıdır. Ancak tarihçiler bu açıklamanın yetersiz olduğunu vurgular. El yazması kitap üretimi köklü ve güçlü bir sektördü; okurlar güzel bir hatla yazılmış kitabı basılı sayfalara tercih ediyordu. Arap harflerinin bitişik ve çok biçimli yapısı, harf dökümünü teknik olarak zorlaştırıyordu.

Ekonomik koşullar da belirleyiciydi. Basılı kitapların satılabileceği geniş bir okur kitlesi henüz oluşmamıştı. Müteferrika'nın bastığı kitapların bir bölümü uzun süre depolarda satılmayı bekledi. Bir teknoloji, ancak onu kullanacak ve ondan yararlanacak bir toplumsal zemin bulduğunda yaygınlaşabilir. Matbaanın kendisi kadar, ona ihtiyaç duyan bir okur kitlesinin varlığı da önemlidir.

On dokuzuncu yüzyılda durum hızla değişti. Gazetelerin yayımlanmaya başlaması, yeni okulların açılması ve devletin resmî yayınlarını duyurma ihtiyacı, matbaayı vazgeçilmez kıldı. Okuryazarlığın artmasıyla birlikte basılı kelime, siyasetin, edebiyatın ve gündelik hayatın merkezine yerleşti.

Müteferrika'nın hikâyesi, yeni bir teknolojinin bir topluma yerleşmesinin yalnızca bir izin ya da yasak meselesi olmadığını gösterir. Estetik tercihler, ekonomik çıkarlar, teknik zorluklar ve okur alışkanlıkları bir arada değerlendirilmeden, bu tür dönüşümleri doğru anlamak mümkün değildir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre matbaanın Osmanlı'da yavaş yaygınlaşmasıyla ilgili yazarın görüşü aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metinden hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?