En Çok Kişi İçin En Büyük Mutluluk: Faydacılık
Bir eylemin doğru ya da yanlış olduğuna nasıl karar veririz? Bazı ahlak kuramlarına göre bazı eylemler, sonuçları ne olursa olsun kendi başlarına yanlıştır: Yalan söylemek, söz vermek ve tutmamak gibi. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda İngiltere'de gelişen faydacılık ise farklı bir ölçüt önerir: Bir eylemin ahlaki değeri, sonuçlarına bağlıdır. Doğru eylem, en çok sayıda insan için en büyük mutluluğu sağlayan eylemdir.
Faydacılığın kurucusu kabul edilen Jeremy Bentham, insanların doğası gereği acıdan kaçıp hazza yöneldiğini düşünüyordu. Ona göre ahlak, bu doğal eğilimi toplumsal düzeyde akılcı biçimde düzenlemekten ibaretti. Bentham, hazların ve acıların yoğunluk, süre, kesinlik ve yakınlık gibi özelliklerine göre hesaplanabileceğini öne sürdü. Bir yasa ya da politika değerlendirilirken, etkilediği herkesin hazları ve acıları toplanmalı, sonuç olumluysa uygulanmalıydı.
Bentham'ın yaklaşımı, kendi döneminde son derece ilerici sonuçlar doğurdu. Her bireyin mutluluğu eşit sayılmalıydı; bir soylunun mutluluğu bir köylününkinden daha değerli değildi. Bu ilkeden yola çıkan Bentham, hapishane koşullarının iyileştirilmesini, köleliğin kaldırılmasını ve hayvanlara yapılan kötü muamelenin sona erdirilmesini savundu. Hayvanlar konusunda sorulması gereken sorunun "Akıl yürütebilirler mi?" değil, "Acı çekebilirler mi?" olduğunu söylemişti.
Bentham'ın düşüncelerini geliştiren John Stuart Mill, hazların yalnızca miktarca değil, nitelikçe de farklı olduğunu savundu. Ona göre düşünsel ve estetik hazlar, basit bedensel zevklerden daha değerliydi. Mill'in ünlü sözüyle: Tatmin olmuş bir domuz olmaktansa tatmin olmamış bir insan olmak daha iyidir. Bu ayrım, faydacılığı kaba bir haz hesabından kurtarmayı amaçlıyordu; ancak hangi hazzın daha üstün olduğuna kimin karar vereceği sorusunu da beraberinde getirdi.
Faydacılık, pek çok güçlü itirazla da karşılaştı. En bilinen itiraz, bu kuramın bireylerin haklarını yeterince korumamasıdır. Örneğin bir hastanede beş hastanın hayatı, sağlıklı bir kişinin organlarına bağlıysa, faydacı bir hesap bu kişinin feda edilmesini haklı gösterebilir mi? Çoğu insan bu sonucu kesinlikle kabul edilemez bulur. Bu tür örnekler, sonuçların tek ölçüt olamayacağını, bazı hakların hesaplamanın dışında tutulması gerektiğini düşündürür.
Bir diğer sorun da sonuçları önceden bilmenin zorluğudur. Bir eylemin uzun vadede kimleri nasıl etkileyeceğini çoğu zaman kestiremeyiz. Mutluluğu ölçmek ve farklı insanların mutluluklarını karşılaştırmak da sanıldığı kadar kolay değildir. Birinin acısını başkasının mutluluğuyla nasıl kıyaslayabiliriz?
Bu eleştirilere rağmen faydacılık, modern dünyada son derece etkili olmuştur. Kamu politikaları belirlenirken yapılan maliyet-fayda analizleri, sağlık kaynaklarının dağıtımında kullanılan ölçütler ve yardım kuruluşlarının hangi projelere öncelik vereceğine karar verirken yaptığı hesaplamalar, faydacı düşüncenin izlerini taşır.
Faydacılık, ahlakı soyut kurallardan çıkarıp insanların gerçek mutluluğu ve acısıyla ilişkilendirmesiyle güçlü bir çekiciliğe sahiptir. Ancak bu kuramın zorlukları, ahlaki düşüncenin tek bir formüle indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğunu da gösterir.