Bozkırdan Gelen Ses: Orhun Yazıtları
Moğolistan'ın Orhun Irmağı vadisinde, geniş bozkırın ortasında yükselen taş anıtlar yüzyıllar boyunca yerel halk ve yolcular tarafından görüldü, ama üzerlerindeki gizemli işaretleri kimse okuyamadı. Bu taşlar, Türk dilinin bilinen en eski uzun metinlerini taşıyordu. Bugün Orhun Yazıtları ya da Göktürk Kitabeleri olarak bilinen bu anıtlar, sekizinci yüzyılın ilk yarısında İkinci Göktürk Kağanlığı döneminde dikildi.
Yazıtların en önemlileri Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adına dikilen anıtlardır. Kül Tigin yazıtı 732'de, Bilge Kağan yazıtı ise 735'te tamamlanmıştır. Tonyukuk yazıtı ise bunlardan biraz daha eskidir ve devlet adamı Tonyukuk'un kendi ağzından yazılmıştır. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının metinlerini, kağanın yeğeni Yolluğ Tigin kaleme almıştır. Kül Tigin yazıtının bir yüzünde ayrıca Çince bir metin yer alır.
Yazıtlar on dokuzuncu yüzyılın sonlarında bilim dünyasının dikkatini çekti. Rus araştırmacılar anıtları belgeleyip kopyalarını Avrupa'daki dil bilimcilere ulaştırdı. Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen, 1893'te bu alfabenin çözümünü açıkladı. Thomsen'in ilk okuduğu sözcükler arasında "Tengri" ve "Türk" vardı. Böylece yüzyıllardır sessiz duran taşlar yeniden konuşmaya başladı.
Yazıtların dili ve üslubu, onları sıradan bir tarih kaydından ayırır. Metinler, kağanın halkına doğrudan seslendiği bir hitabet biçiminde yazılmıştır: "Ey Türk milleti, işitin!" der gibi okura dönen cümleler, okuyanı bir dinleyiciye dönüştürür. Anlatıcı, geçmişteki zaferleri ve yenilgileri sıralarken bunları bir ders olarak sunar. Bu yönüyle yazıtlar hem bir tarih belgesi hem de bir öğüt metni niteliği taşır.
Yazıtlarda en çok vurgulanan düşüncelerden biri, devletin birlik ve dirlikle ayakta kaldığıdır. Bilge Kağan, Türk boylarının kendi beylerine ve kağanlarına bağlılıklarını yitirdikleri dönemlerde başka bir gücün egemenliği altına girdiklerini anlatır. Komşu imparatorluğun ipeğine, tatlı sözlerine ve yumuşak kumaşlarına aldanmanın halkı bağımsızlığından uzaklaştırdığı uyarısı, metinlerin en çok alıntılanan bölümleri arasındadır.
Yazıtlar yalnızca siyasal öğütler içermez; dönemin toplum yapısı, savaş yöntemleri, inanç dünyası ve komşu halklarla ilişkiler hakkında da değerli bilgiler sunar. Gök Tanrı inancı, kağanlık gücünün gökten verildiği düşüncesi ve ölen yakınlar için duyulan derin yas, metinlerin satır aralarında okunabilir. Kül Tigin için yazılan bölümlerde, kardeşini kaybeden bir hükümdarın acısı neredeyse bir ağıt içtenliğiyle dile getirilir.
Yazıtlarda kullanılan alfabe, sağdan sola yazılan ve çoğunlukla ünsüzleri gösteren işaretlerden oluşur. Bazı işaretler, yanındaki ünlünün kalın ya da ince olmasına göre farklı biçimler alır. Bu özellik, Türkçenin ses uyumuna uygun bir yazı sisteminin bilinçli olarak geliştirildiğini düşündürür. Alfabenin kökeni hakkında ise hâlâ farklı görüşler bulunmaktadır.
Orhun Yazıtları, bir milletin kendi tarihini kendi diliyle anlatmaya giriştiği ilk büyük metinler arasında yer alır. Taşa kazınmış olmaları, onları yazanların bu sözlerin uzun süre okunmasını istediğini gösterir. Bilge Kağan'ın "bengü taş", yani ebedî taş diye nitelediği bu anıtlar, bin üç yüz yıl sonra hâlâ okunuyor olmalarıyla o dileği gerçekleştirmiş görünmektedir.