Bilgi Nedir? Üç Sayfalık Bir Makalenin Sarsıntısı
"Bir şeyi bilmek" ne demektir? Bu soru, Platon'dan beri felsefenin temel sorularından biridir. Yüzyıllar boyunca filozofların büyük kısmı, bilginin üç koşulun bir araya gelmesiyle oluştuğunu kabul etti. Bir kişinin bir şeyi bildiğini söyleyebilmek için, o şeye inanması, o şeyin doğru olması ve bu inancın haklı gerekçelere dayanması gerekir. Kısaca bilgi, "gerekçelendirilmiş doğru inanç"tır.
Bu tanımın mantığı açıktır. Bir şeye inanmıyorsam, onu bildiğimi söyleyemem. Bir şeye inanıyorum ama inandığım şey yanlışsa, onu bildiğimi söyleyemem; yalnızca yanılıyorumdur. Bir şeye inanıyorum ve inandığım şey doğru ama bu inancım tamamen şansa dayanıyorsa, örneğin bir yazı tura atarak karar vermişsem, yine de bildiğimi söyleyemem. Bu üç koşul bir arada olduğunda ise bilgiden söz edilebilir.
1963'te Amerikalı filozof Edmund Gettier, yalnızca üç sayfalık bir makale yayımladı. Bu kısa metin, yüzyıllardır kabul gören bu tanımı derinden sarstı. Gettier, üç koşulun da sağlandığı ama yine de kişinin gerçekten bildiğini söylemenin zor olduğu durumlar tasarladı.
Gettier'in örneklerine benzer bir durumu düşünelim. Bir sabah evden çıkarken her gün baktığınız salon saatine bakıyorsunuz ve saatin sekizi gösterdiğini görüyorsunuz. Bu saate yıllardır güveniyorsunuz ve bugüne kadar hiç yanıltmamış. Saatin sekiz olduğuna inanıyorsunuz ve gerçekten de saat sekiz. Ancak bilmediğiniz bir şey var: Saat dün akşam tam sekizde durmuş. Siz ona tesadüfen, tam on iki saat sonra, yine sekizde bakmışsınız.
Bu durumda inancınız doğrudur; saat gerçekten sekizdir. İnancınız gerekçelendirilmiştir; güvenilir bir saate bakmanız makul bir gerekçedir. Yine de saatin sekiz olduğunu "bildiğinizi" söylemek pek doğru görünmez. Doğruya ulaşmanız bir şans eseridir. Bu tür örnekler, felsefede "Gettier durumları" olarak anılır.
Gettier'in makalesi, sonraki on yıllarda bilgi felsefesinde yoğun bir tartışma başlattı. Filozoflar, tanıma dördüncü bir koşul ekleyerek sorunu çözmeye çalıştı. Bazılarına göre gerekçenin yanlış bir öncüle dayanmaması gerekiyordu. Bazıları, inancın güvenilir bir süreç sonucunda oluşması gerektiğini savundu. Bazıları ise bilgiyi tanımlamaya çalışmanın kendisinin yanlış bir yaklaşım olabileceğini, bilginin daha temel ve tanımlanamayan bir kavram olduğunu ileri sürdü. Ancak önerilen her yeni koşula karşı, yeni Gettier benzeri örnekler tasarlandı.
Gettier'in makalesi, kısa ama etkili bir düşüncenin felsefe tarihinde ne kadar büyük bir iz bırakabileceğini gösterir. Aynı zamanda gündelik hayatta kolayca kullandığımız kavramların, dikkatle incelendiğinde ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu da ortaya koyar. "Bilmek" sözcüğünü her gün sayısız kez kullanırız; ama ne anlama geldiğini tam olarak açıklamak hâlâ zordur.