← Ekoloji ve Çevre

Taşıma Kapasitesi: Doğanın Sınırları

1944'te Amerikan Sahil Güvenliği, Alaska açıklarındaki ıssız Saint Matthew Adası'na yirmi dokuz ren geyiği bıraktı. Adada geyikleri avlayacak kurt ya da ayı yoktu ve zemin, yüzyıllardır birikmiş kalın bir liken tabakasıyla kaplıydı. Geyikler bu bolluk içinde hızla çoğaldı; yaklaşık yirmi yıl sonra sayıları altı bini geçmişti. Ancak 1963-64 kışında bir felaket yaşandı ve sürü birkaç ay içinde neredeyse tamamen yok oldu.

Saint Matthew Adası'nın hikâyesi, ekolojinin temel kavramlarından birini, taşıma kapasitesini anlamak için sıkça anlatılır. Taşıma kapasitesi, bir ortamın belirli bir türden uzun süre boyunca besleyebileceği en yüksek birey sayısıdır. Bu sınırı belirleyen; besin, su, barınak ve üreme alanı gibi kaynakların miktarıdır. Kaynaklar sınırlı olduğu için hiçbir popülasyon sonsuza kadar büyüyemez.

Kaynakların bol olduğu ve rakiplerin bulunmadığı bir ortamda popülasyonlar başlangıçta katlanarak büyür. Her kuşak bir öncekinden daha fazla yavru verir ve birey sayısı hızla artar. Bu büyüme biçimi grafiğe döküldüğünde, giderek dikleşen J harfine benzer bir eğri ortaya çıkar. Bakteriler uygun bir besi ortamında, böcekler ise ilkbaharın bolluğunda bu tür patlamalar yaşayabilir. Saint Matthew'daki geyiklerin ilk yirmi yılı da tam olarak bu tür bir büyüme sergilemişti; sürü her birkaç yılda bir neredeyse ikiye katlanıyordu.

Ancak bu hızlı büyüme kalıcı değildir. Birey sayısı arttıkça kaynaklar azalır, rekabet şiddetlenir, hastalıklar daha kolay yayılır ve avcılar daha kolay av bulur. Bu baskılar doğum oranını düşürüp ölüm oranını artırdığında büyüme yavaşlar. Popülasyon, taşıma kapasitesine yaklaştıkça artış neredeyse durur. Bu yavaşlayan büyümenin grafiği, uzatılmış bir S harfini andırır ve ekolojide lojistik büyüme olarak adlandırılır.

Saint Matthew Adası'ndaki geyikler ise taşıma kapasitesine yavaşça yaklaşmak yerine onu çok aşmıştı. Likenler son derece yavaş büyüyen canlılardır ve bir kez tüketildiklerinde yenilenmeleri on yıllar alır. Geyikler, kaynaklarını yenilenebileceğinden çok daha hızlı tüketmişti. Olağanüstü sert geçen bir kış, zaten zayıflamış olan sürünün kar altındaki son besinlere de ulaşamamasına yol açtı.

Bu olay, taşıma kapasitesinin sabit bir sayı olmadığını da gösterir. Bir popülasyon kaynaklarını aşırı tükettiğinde ortamın gelecekteki besleme gücü de azalır. Saint Matthew'da çökmenin ardından birkaç düzine geyik hayatta kaldı; ancak liken tabakası öylesine tahrip olmuştu ki ada artık eskisi kadar büyük bir sürüyü besleyemezdi. Sınır aşıldığında yalnızca fazlalık değil, sistemin kendisi de zarar görür.

Doğada popülasyonları dengede tutan en önemli etkenlerden biri yırtıcılardır. Avcıları olan bir ortamda otçulların sayısı kaynakları tamamen tüketecek düzeye nadiren ulaşır. Saint Matthew'da bu denetleyici mekanizmanın olmaması, sürünün kontrolsüz büyümesine yol açmıştı. Bu nedenle pek çok yaban hayatı yöneticisi, büyük yırtıcıların ekosistemlerdeki rolünü giderek daha fazla önemsemektedir.

Taşıma kapasitesi kavramı, kaçınılmaz olarak insan nüfusuna ilişkin tartışmalara da taşınmıştır. On sekizinci yüzyılın sonunda Thomas Malthus, nüfusun besin üretiminden hızlı artacağını ve bunun kıtlıklara yol açacağını öne sürmüştü. Ancak tarım teknolojisindeki gelişmeler, gübreler ve yeni ürün çeşitleri, Malthus'un öngördüğü sınırı defalarca ileri itmiştir. Dünya nüfusu onun döneminden bu yana sekiz kattan fazla artmıştır.

Bu durum, insanlar için taşıma kapasitesinin diğer canlılardan farklı işlediğini gösterir. İnsan, teknoloji ve ticaret aracılığıyla kaynaklarını artırabilir, başka bölgelerden besin getirebilir ve tüketim biçimini değiştirebilir. Bu nedenle insan için tek bir taşıma kapasitesi rakamı vermek mümkün değildir; sonuç, nasıl yaşadığımıza ve ne kadar tükettiğimize bağlıdır.

Yine de bazı araştırmacılar, insanlığın da bir anlamda geyiklerin yolunda yürüyebileceği uyarısında bulunur. Yeraltı sularının yenilenebileceğinden hızlı çekilmesi, balık stoklarının tükenmesi ve verimli toprakların erozyonla kaybolması, gelecekteki taşıma kapasitesini bugünden azaltan süreçlerdir. Teknoloji sınırları esnetebilir, ama tamamen ortadan kaldıramaz.

Saint Matthew Adası bugün yeniden ıssızdır. Geyiklerin son bireyleri 1980'lerde öldü. Adanın hikâyesi, bolluk dönemlerinin kalıcı olduğunu sanmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini hatırlatan sessiz bir ders olarak ekoloji kitaplarındaki yerini korumaktadır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Saint Matthew Adası'ndaki geyik sürüsünün çökmesinde aşağıdakilerden hangisinin payı yoktur?
Soru 2Bu metinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?