Ekolojik Ardışıklık: Çıplak Kayadan Ormana
1883'te Endonezya'daki Krakatau Yanardağı, kayıtlı tarihin en şiddetli patlamalarından biriyle adeta havaya uçtu. Adanın büyük bölümü yok oldu, geriye kalan kısımlar ise metrelerce kalınlıkta sıcak kül ve lavla örtüldü. Bilim insanları, adadaki bütün yaşamın sona erdiğinden emindi. Ancak yalnızca birkaç yıl sonra adaya giden araştırmacılar, kül tabakasının üzerinde eğrelti otlarının ve çimenlerin filizlendiğini gördü.
Krakatau'da yaşananlar, ekologların ekolojik ardışıklık ya da süksesyon adını verdiği sürecin çarpıcı bir örneğidir. Ardışıklık, bir bölgedeki canlı topluluğunun zaman içinde, belirli bir sırayı izleyerek değişmesidir. Her canlı topluluğu, bulunduğu ortamı değiştirerek kendinden sonra gelecek topluluğun yerleşmesine zemin hazırlar. Böylece çıplak bir yüzey, yüzyıllar içinde karmaşık bir ekosisteme dönüşebilir.
Ekologlar iki tür ardışıklık arasında ayrım yapar. Birincil ardışıklık, daha önce hiç toprak bulunmayan yüzeylerde başlar. Yeni soğumuş bir lav akıntısı, geri çekilen bir buzulun ardında bıraktığı çıplak kayalar ya da denizden yükselen yeni bir ada bu tür yerlerdir. İkincil ardışıklık ise var olan bir ekosistemin yangın, sel, kesim ya da terk edilmiş tarım gibi bir nedenle bozulduğu, ancak toprağın yerinde kaldığı alanlarda gerçekleşir.
Birincil ardışıklığın ilk adımları en zorlu olanlardır. Çıplak kayada su tutacak toprak, besin sağlayacak organik madde yoktur. Bu koşullara dayanabilen öncü canlılar, çoğunlukla likenler ve yosunlardır. Bir mantar ile bir alg ya da bakterinin ortaklığından oluşan likenler, salgıladıkları asitlerle kayayı yavaş yavaş aşındırır. Öldüklerinde kalıntıları, kaya parçacıklarıyla karışarak ilk ince toprak tabakasını oluşturur.
Bu ince toprak, otsu bitkilerin ve çimenlerin yerleşmesine olanak tanır. Bu bitkilerin kökleri toprağı tutar, ölen yaprakları organik madde miktarını artırır ve toprak giderek kalınlaşır. Toprak derinleştikçe çalılar ve hızlı büyüyen, ışığı seven ağaçlar ortama katılır. Bu ağaçlar zamanla gölge yaratır ve kendi fidanlarının büyümesini zorlaştırır. Gölgeye dayanıklı ağaç türleri ise bu koşullarda üstünlük kazanır.
İlginç olan, her aşamadaki canlıların ortamı kendi aleyhlerine değiştirmesidir. Öncü türler toprağı oluşturarak kendilerinden daha rekabetçi türlerin gelmesini kolaylaştırır ve sonunda onlara yer kaptırır. Işık seven ağaçlar, gölge yaratarak kendi yavrularının yerine gölgeye dayanıklı türlerin büyümesine yol açar. Ardışıklık, bir bakıma her topluluğun kendi sonunu hazırladığı bir bayrak yarışı gibidir.
Uzun süre ekologlar, ardışıklığın sonunda değişmeyen, kararlı bir topluluğa ulaşıldığını düşündü. Bu son aşamaya doruk topluluğu adı verildi. Bir bölgenin iklimine ve toprağına bağlı olarak doruk topluluğu bir meşe ormanı, bir çayır ya da bir iğne yapraklı orman olabilirdi. Bu görüşe göre doğa, kendi hâline bırakıldığında öngörülebilir bir son noktaya doğru ilerliyordu.
Günümüz ekolojisi ise bu tabloyu daha esnek bir biçimde yorumlamaktadır. Araştırmalar, ardışıklığın her zaman aynı sırayı izlemediğini, rastlantısal olayların, hangi tohumun önce geldiğinin ve tekrarlayan bozulmaların süreci büyük ölçüde etkilediğini göstermiştir. Pek çok ekosistemde yangınlar, fırtınalar ve böcek salgınları düzenli olarak yaşanır ve topluluk hiçbir zaman tam anlamıyla kararlı bir hâle ulaşmaz.
Bu bakış açısına göre bozulmalar, ekosistemin düşmanı değil, çoğu zaman doğal bir parçasıdır. Bir ormanda yaşlı ağaçların devrilmesiyle açılan boşluklar, ışığa ihtiyaç duyan türlerin yeniden filizlenmesine fırsat tanır. Böylece orman, farklı ardışıklık aşamalarındaki yamalardan oluşan bir mozaik hâline gelir. Bu çeşitlilik, ekosistemin bütününe dayanıklılık kazandırır.
Ardışıklık bilgisi, bozulmuş alanların onarılmasında da yol göstericidir. Maden sahalarını, terk edilmiş tarlaları ya da yanmış ormanları yeniden canlandırmak isteyen uzmanlar, doğanın kendi sırasını taklit etmeye çalışır. Toprağı önce öncü bitkilerle güçlendirip daha sonra ağaç türlerini getirmek, doğrudan olgun orman ağaçları dikmekten çoğu zaman daha başarılı sonuç verir.
Krakatau bugün yeniden yemyeşil bir ormanla kaplıdır. Bu orman, doğanın bir felaketten sonra kendini nasıl yeniden kurabileceğinin canlı bir kanıtıdır. Ancak bu yeniden doğuş, insan ömrünü aşan bir sabır gerektirir.