← Ekoloji ve Çevre

İstilacı Türler: Yanlış Yerdeki Canlılar

Bir canlının iyi ya da kötü olması, çoğu zaman nerede bulunduğuna bağlıdır. Kendi doğal ortamında dengeli bir yaşam süren bir bitki ya da hayvan, başka bir kıtaya taşındığında bambaşka bir rol üstlenebilir. Ekologlar, insan eliyle yeni bir bölgeye ulaşan ve orada hızla yayılarak yerli türlere, ekosisteme ya da ekonomiye zarar veren canlılara istilacı tür adını verir. Bugün bu türler, biyolojik çeşitliliği tehdit eden başlıca etkenler arasında sayılmaktadır.

Canlıların yer değiştirmesi doğanın olağan bir parçasıdır. Tohumlar rüzgârla, kuşların tüylerine yapışarak ya da okyanus akıntılarıyla uzak kıyılara taşınabilir. Ancak bu doğal yolculuklar genellikle yavaştır ve sınırlı sayıda canlıyı kapsar. İnsanın küresel ticareti ve ulaşımı ise bu süreci olağanüstü hızlandırmıştır. Bugün bir gemi, balast suyunda binlerce canlıyı birkaç hafta içinde okyanusun öbür yakasına taşıyabilmektedir.

Taşınan canlıların çoğu yeni ortamlarında tutunamaz; iklim uygun değildir, besin bulamazlar ya da yerli türlerle rekabeti kaybederler. Yalnızca küçük bir bölümü kalıcı bir topluluk kurmayı başarır ve bunların da yalnızca bir kısmı istilacı hâle gelir. Ekologlar bu durumu kabaca "onda bir kuralı" ile özetler: Taşınan türlerin onda biri yerleşir, yerleşenlerin onda biri istilacı olur. Sayılar kesin olmasa da genel eğilimi yansıtır.

İstilacı türlerin başarısını açıklayan en yaygın düşünce, düşman kaçışı hipotezidir. Bir canlı kendi yurdunda onu avlayan yırtıcılar, onu hasta eden parazitler ve onunla rekabet eden türlerle bir arada evrimleşmiştir. Yeni bir bölgeye taşındığında bu frenlerin çoğundan kurtulur. Avcısı ve hastalığı olmayan bir tür, enerjisinin büyük kısmını üremeye ayırabilir ve kısa sürede çevresini istila edebilir.

Avustralya'ya getirilen kara kurbağaları bu durumun ünlü örneklerinden biridir. 1930'larda şeker kamışı tarlalarındaki zararlı böceklerle mücadele etmek amacıyla ülkeye getirilen bu kurbağalar, hedef böcekleri kontrol etmekte pek başarılı olamadı. Buna karşılık zehirli derileri nedeniyle onları yemeye çalışan yerli yılanların, kertenkelelerin ve keselilerin ölümüne yol açtılar. Bugün milyonlarca kurbağa kıtanın büyük bir bölümüne yayılmış durumdadır.

Benzer bir hikâye Akdeniz'de de yaşanmaktadır. Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla Kızıldeniz'den Akdeniz'e geçen yüzlerce tür, özellikle doğu kıyılarında yerleşmiştir. Türkiye kıyılarında giderek sık görülen aslan balığı ve zehirli balon balığı bunların arasındadır. Isınan deniz suyu, tropik kökenli bu türlerin yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Balıkçılar ağlarına takılan bu yeni türlerle giderek daha fazla karşılaştıklarını belirtmektedir.

Türkiye'nin iç sularında da benzer örnekler vardır. Gümüş balığı ya da halk arasındaki adıyla çakıl balığı, pek çok göl ve barajda bilinçsizce yapılan balıklandırma çalışmalarıyla yayılmıştır. Hızla üreyen bu küçük balık, yerli türlerin yumurtalarıyla ve yavrularıyla beslenerek onların sayısını azaltabilmektedir. Bazı göllerde yerli balık türlerinin yerini büyük ölçüde bu istilacının aldığı bildirilmektedir. Bu durum, iyi niyetli bir müdahalenin bile beklenmedik sonuçlar doğurabileceğini gösterir.

İstilacı türlerin etkileri tek boyutlu değildir. Bazıları yerli türleri doğrudan avlar, bazıları onlarla besin ve yaşam alanı için rekabet eder, bazıları ise yanlarında yeni hastalıklar getirir. Avrupa'dan Amerika'ya taşınan bir mantar hastalığı, kestane ağaçlarının neredeyse tamamen yok olmasına neden olmuştur. Kimi istilacı bitkiler ise toprağın kimyasını değiştirerek yerli bitkilerin filizlenmesini engeller.

Ekonomik maliyetler de göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir. Su borularını tıkayan midyeler, tarım ürünlerini kemiren böcekler ve orman ağaçlarını kurutan zararlılar, her yıl milyarlarca dolarlık zarara yol açar. Bu nedenle pek çok ülke, sınır kapılarında ve limanlarda sıkı denetimler uygulamakta, gemilerin balast sularını belirli kurallara göre arıtmasını zorunlu tutmaktadır.

Uzmanlar, istilacı türlerle mücadelede en etkili yöntemin önleme olduğunu vurgular. Bir tür yerleşip yayıldıktan sonra onu tamamen ortadan kaldırmak son derece zor ve pahalıdır; çoğu zaman da imkânsızdır. Erken fark edilen küçük bir popülasyon ise görece kolay temizlenebilir. Bu yüzden vatandaşların tanımadıkları türleri bildirmesi ve evcil hayvanlarını doğaya salmaması büyük önem taşır.

İstilacı türler, insanın doğaya müdahalesinin çoğu zaman öngörülemeyen sonuçlar doğurduğunu gösterir. İyi niyetle getirilen bir canlı, yıllar sonra çözülmesi güç bir soruna dönüşebilir. Ekosistemler milyonlarca yıllık bir birlikte evrimleşme sürecinin ürünüdür ve bu dengeye eklenen her yeni parça, bütün yapıyı beklenmedik biçimlerde değiştirebilir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre "düşman kaçışı hipotezi" aşağıdakilerden hangisini açıklamaya yöneliktir?
Soru 2Metinden hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?