Kovanın Dili: Bal Arılarının Dansı
Bir bal arısı zengin bir çiçek kaynağı bulduğunda kovana döner ve diğer arılara bu kaynağın yerini bildirir. Üstelik bunu ses ya da işaretlerle değil, kovanın karanlığında yaptığı özel bir dansla gerçekleştirir. Bu davranış, yirminci yüzyılın ortalarında Avusturyalı biyolog Karl von Frisch tarafından ayrıntılı biçimde çözümlendi. Von Frisch'in çalışmaları, insan dışındaki bir canlının soyut ve simgesel bir iletişim sistemi kullanabildiğini gösterdiği için büyük yankı uyandırdı ve bilim insanı daha sonra Nobel ödülüne layık görüldü.
Arıların kullandığı dansların başlıcaları iki türdür. Besin kaynağı kovana yakınsa arı, küçük daireler çizerek dönüp duran bir dans yapar. Bu dans kaynağın yönü hakkında ayrıntılı bilgi vermez; yalnızca yakınlarda değerli bir besin bulunduğunu duyurur. Kovanın çevresindeki arılar, dans eden arının üzerindeki çiçek kokusundan da yararlanarak kaynağı aramaya başlar. Kaynak daha uzaktaysa arı, çok daha karmaşık bir dans sergiler ve bu dans, adeta bir harita gibi okunabilir.
Uzak kaynaklar için yapılan bu dansa sallanma dansı adı verilir. Arı önce düz bir çizgi boyunca ilerlerken karnını hızla sağa sola sallar, ardından bir yandan dönerek başlangıç noktasına geri gelir. Sonra aynı düz çizgiyi tekrarlar ve bu kez öteki yandan döner. Böylece ortaya sekiz rakamına benzeyen bir şekil çıkar. Dansın en önemli bölümü, arının karnını sallayarak ilerlediği bu düz çizgidir; çünkü kaynağın hem yönü hem de uzaklığı bu bölümde kodlanmıştır.
Yön bilgisi, güneşle ilişkili olarak verilir. Kovanın içindeki petekler dikey olarak durduğundan, arı yukarı yönü güneşin konumunu temsil edecek biçimde kullanır. Düz çizgi tam yukarı doğruysa kaynak, güneşle aynı doğrultudadır. Çizgi yukarıyla belli bir açı yapıyorsa kaynak da güneşin o kadar sağında ya da solunda bulunur. Başka bir deyişle arı, yatay düzlemdeki bir açıyı dikey düzlemdeki bir açıya çevirir. Bu dönüşüm, haritada kuzeyin yukarıda gösterilmesine benzer bir uzlaşmaya dayanır.
Uzaklık bilgisi ise dansın süresiyle aktarılır. Kaynak ne kadar uzaksa, arının karnını sallayarak ilerlediği bölüm de o kadar uzun sürer. Araştırmalar, arıların uzaklığı aslında uçuş sırasında gözlerinden geçen görüntü akışının miktarına göre ölçtüğünü göstermiştir. Bu yüzden dar bir tünelden geçirilerek beslenme alanına ulaşan arıların, kaynağı gerçekte olduğundan çok daha uzaktaymış gibi gösteren danslar yaptığı gözlenmiştir. Bu ilginç bulgu, arıların uzaklığı mutlak bir ölçüyle değil, algıladıkları hareketle hesapladığını ortaya koyar.
Dansı izleyen arılar, karanlıkta dans eden arının hareketlerini dokunarak ve titreşimleri hissederek takip eder. Dansın kaç kez tekrarlandığı da kaynağın kalitesi hakkında bilgi verir. Daha zengin bir kaynak bulan arı daha coşkulu ve daha uzun süre dans eder, böylece daha çok arıyı o kaynağa yönlendirir. Bu mekanizma, koloninin sınırlı işgücünü en verimli kaynaklara dağıtmasını sağlar. Kovan, tek bir merkezden yönetilmediği hâlde son derece akılcı kararlar alabilen bir topluluk gibi davranır.
Von Frisch'in bulguları başlangıçta bazı bilim insanları tarafından kuşkuyla karşılandı. Eleştirmenler, arıların kaynağı danstan değil yalnızca kokudan bulduğunu öne sürdü. Bu tartışma, onlarca yıl sonra küçük robot arıların kullanıldığı ve arıların radarla izlendiği deneylerle büyük ölçüde sonuçlandı. Robot arının yaptığı dansın, diğer arıları gerçekten belirli bir yöne gönderebildiği gösterildi.
Arıların dansı, hayvan iletişiminin sanıldığından çok daha karmaşık olabileceğini gösteren en güzel örneklerden biridir. Dans, orada bulunmayan bir nesneyi, yani uzaktaki bir çiçek tarlasını temsil eder. Dilbilimciler, bir iletişim sisteminin bu özelliğini yer değiştirme olarak adlandırır ve uzun süre bunun yalnızca insan diline ait olduğunu düşünmüştür.
Dans yalnızca besin kaynakları için kullanılmaz. Bir arı kolonisi büyüyüp ikiye bölündüğünde, eski kraliçe ile birlikte kovandan ayrılan arılar geçici olarak bir ağaç dalında toplanır. Bu sırada gözcü arılar yeni bir yuva yeri aramaya çıkar ve buldukları yerleri danslarla tanıtır. Daha uygun bir yer bulan gözcüler daha coşkulu dans eder ve giderek daha fazla arıyı ikna eder. Sonunda arıların büyük çoğunluğu aynı yerde uzlaştığında koloni oraya taşınır. Bu süreç, bazı araştırmacılar tarafından doğadaki demokratik karar alma süreçlerinin ilginç bir örneği olarak yorumlanmaktadır.
Elbette arıların dansı, insan dili gibi sınırsız sayıda yeni anlam üretebilen bir sistem değildir. Ancak doğanın, birkaç milimetrelik bir beyinle bile bu kadar zarif bir bilgi aktarım yolu geliştirebilmesi hayranlık uyandırıcıdır.