Güvence Davranışı Değiştirir mi? Ahlaki Tehlike
Araba sigortası yaptırdıktan sonra bazı sürücülerin daha az dikkatli davranmaya başladığı ileri sürülür. Arabaları çalınırsa ya da hasar görürse kaybın büyük bölümünü sigorta şirketi karşılayacağı için, arabalarını kilitlemeye ya da güvenli bir yere park etmeye eskisi kadar özen göstermeyebilirler. Ekonomistler bu tür davranışlara "ahlaki tehlike" adını verir.
Ahlaki tehlike, bir kişinin bir riskin sonuçlarından kısmen ya da tamamen korunduğunda, bu riske karşı daha az önlem alması ya da daha fazla risk almasıdır. Kavramın adındaki "ahlaki" sözcüğü, bu davranışın mutlaka kötü niyetli ya da ahlak dışı olduğu anlamına gelmez. İnsanlar, çoğu zaman farkında olmadan, karşılaştıkları teşviklere göre davranışlarını değiştirir.
Ahlaki tehlike, bilgi ekonomisinin bir başka kavramı olan "ters seçim"den farklıdır. Ters seçim, bir anlaşma yapılmadan önce var olan bilgi eşitsizliğiyle ilgilidir; örneğin sigorta yaptıran kişinin zaten riskli olduğunu bilmesi. Ahlaki tehlike ise anlaşma yapıldıktan sonra ortaya çıkan davranış değişiklikleriyle ilgilidir. Sigorta şirketi, sigortalının anlaşmadan sonra ne kadar dikkatli davrandığını tam olarak gözlemleyemez.
Ahlaki tehlike, sigorta dışında pek çok alanda da karşımıza çıkar. Bir şirketin yöneticileri, şirketin sahibi olan hissedarlar adına çalışır. Ancak yöneticiler, kendi çıkarlarını hissedarların çıkarlarının önüne koyabilir ve hissedarlar bunu tam olarak denetleyemeyebilir. Ekonomistler bu duruma "asil-vekil sorunu" adını verir. Yöneticilerin, şirketin uzun vadeli sağlığını tehlikeye atma pahasına kısa vadeli kârları artırmaya yönelmesi, bu sorunun bir örneğidir.
Ahlaki tehlikenin belki de en çok tartışılan örneği, finans krizleri sırasında devletlerin zor durumdaki büyük bankaları kurtarmasıdır. 2008 küresel finans krizinde pek çok ülke, çökmesi durumunda bütün ekonomiyi sarsacağı düşünülen büyük bankalara mali destek sağladı. Bu bankalar, "batmayacak kadar büyük" olarak nitelendirildi. Eleştirmenler, bu tür kurtarma operasyonlarının bankalara yanlış bir mesaj verdiğini ileri sürdü. Bankalar, aşırı risk alarak büyük kârlar elde edebiliyor; işler kötü gittiğinde ise kayıplar devlet tarafından, yani sonuçta vergi mükellefleri tarafından karşılanıyordu. Bu durum, bankaları gelecekte daha da fazla risk almaya teşvik edebilirdi.
Ahlaki tehlikeyle başa çıkmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Sigorta şirketleri, kaybın bir kısmını sigortalının ödemesini öngören "muafiyet" uygulamalarıyla sigortalının da riske ortak olmasını sağlar. Kaza yapmayan sürücülere indirim, kaza yapanlara ise prim artışı uygulanır. Şirketler, yöneticilerinin ücretlerinin bir kısmını şirketin uzun vadeli performansına bağlayabilir. Bankalar ise daha sıkı sermaye kurallarına ve denetimlere tabi tutulur.
Ahlaki tehlike kavramı, kurallar ve güvenceler tasarlanırken insanların bu kurallara nasıl tepki vereceğinin hesaba katılması gerektiğini hatırlatır. İyi niyetle tasarlanan bir koruma, beklenmedik davranış değişikliklerine yol açabilir.