Farklı Yollar, Benzer Çözümler: Yakınsak Evrim
Bir yunusu ilk kez gören biri, onu kolayca bir balık sanabilir. Yunusun akıcı gövdesi, sırt yüzgeci ve kürek benzeri ön üyeleri, köpekbalıklarının görünümünü andırır. Oysa yunuslar memelidir; akciğerle solunum yapar, yavrularını doğurur ve süt ile besler. Yunusların ataları milyonlarca yıl önce karada yaşayan dört ayaklı memelilerdi. Köpekbalıkları ile yunusların birbirine bu kadar benzemesinin nedeni, ortak bir atadan gelmeleri değil, aynı ortamda yaşamanın getirdiği benzer zorluklardır. Biyologlar bu olguya yakınsak evrim adını verir.
Yakınsak evrim, birbirinden uzak canlı gruplarının benzer çevresel baskılar altında, birbirinden bağımsız olarak benzer özellikler geliştirmesidir. Suyun içinde hızlı hareket etmek isteyen her canlı, sürtünmeyi azaltan bir beden biçimine ihtiyaç duyar. Bu nedenle balıklar, yunuslar ve milyonlarca yıl önce yaşamış deniz sürüngenleri benzer gövde biçimlerine ulaşmıştır. Fizik kuralları herkes için aynı olduğundan, doğal seçilim aynı soruna çoğu zaman benzer yanıtlar bulur.
Bu olgunun en çarpıcı örneklerinden biri gözdür. İnsan gözü ile ahtapot gözü, mercek, iris ve ışığa duyarlı bir tabaka gibi benzer parçalardan oluşur ve şaşırtıcı biçimde benzer işler. Ancak ahtapotlar yumuşakçalar grubuna aittir ve omurgalılarla son ortak ataları muhtemelen basit ışığa duyarlı lekelerden öteye geçmeyen bir canlıydı. Bu da gelişmiş göz yapısının iki grupta birbirinden bağımsız olarak evrimleştiğini gösterir. İlginç bir ayrıntı olarak ahtapot gözünde, insan gözünde bulunan kör nokta yoktur; çünkü sinir lifleri retinaya arkadan bağlanır.
Uçma yeteneği de yakınsak evrimin klasik örneklerindendir. Kuşlar, yarasalar, böcekler ve soyu tükenmiş uçan sürüngenler, havada süzülmeyi ve kanat çırpmayı farklı yollardan öğrenmiştir. Ancak kanatların yapısı incelendiğinde bu farklılık hemen ortaya çıkar. Kuş kanadı tüylerle kaplı ön üyeden, yarasa kanadı uzamış parmaklar arasında gerilmiş bir deri zardan, böcek kanadı ise tamamen farklı bir dokudan oluşur. Aynı işlevi gören bu yapılar, biyolojide analog organlar olarak adlandırılır.
Analog organlar, ortak kökenden gelen homolog organlardan ayrılır. İnsan kolu, yarasa kanadı ve balina yüzgeci dışarıdan birbirine hiç benzemez; ancak içlerinde aynı temel kemik düzeni bulunur. Bu benzerlik, ortak bir atadan miras kalmıştır. Analog organlarda ise durum tam tersidir: Dış görünüş ve işlev benzerdir, ama yapı ve köken farklıdır. Bu ayrım, evrim biyologlarının canlıların akrabalık ilişkilerini doğru biçimde kurabilmesi için son derece önemlidir.
Yakınsak evrim yalnızca beden biçimleriyle sınırlı değildir. Avustralya'da yaşayan keseli memeliler, diğer kıtalardaki plasentalı memelilerle hiçbir yakın akrabalık taşımamasına karşın onlara şaşırtıcı biçimde benzeyen türler geliştirmiştir. Keseli köstebekler gerçek köstebeklere, uçan keseliler ise uçan sincaplara benzer. Kıta uzun süre diğer kara parçalarından ayrı kaldığı için keseliler, başka yerlerde plasentalı memelilerin doldurduğu ekolojik rolleri üstlenmiştir.
Moleküler düzeyde de yakınsak evrim örnekleri bulunur. Yön bulmak için ses dalgalarını kullanan yarasalar ile yunuslar, işitmeyle ilgili bazı genlerde benzer değişiklikler geçirmiştir. Antarktika'daki bazı balıklar ile Kuzey Kutbu'ndaki bazı balıkların donmayı önleyen proteinleri de birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiştir. Bu örnekler, benzerliğin yalnızca dış görünüşte değil, genetik düzeyde de ortaya çıkabileceğini gösterir.
Yakınsak evrim, araştırmacılar için zaman zaman bir tuzak da oluşturur. Canlılar yalnızca dış görünüşlerine göre sınıflandırıldığında, benzer biçimdeki ama akraba olmayan türler yanlışlıkla aynı gruba yerleştirilebilir. Geçmişte bazı kuş, kaktüs ve böcek gruplarının sınıflandırılmasında bu tür hatalar yapılmıştır. Örneğin Amerika'daki kaktüsler ile Afrika'daki bazı sütleğen türleri, kurak ortamlara uyum sağlamak için benzer etli gövdeler ve dikenler geliştirmiştir; ancak bu iki grup birbirine uzak akrabadır. Günümüzde genetik karşılaştırmalar, bu tür yanılgıların düzeltilmesinde en güvenilir araç olarak kullanılmaktadır.
Yakınsak evrim, evrimin tamamen rastlantısal ve öngörülemez olup olmadığı sorusunu da gündeme getirir. Bazı bilim insanları, yaşamın tarihini başa sarabilseydik bambaşka canlılarla karşılaşacağımızı savunur. Diğerleri ise yakınsak evrim örneklerine dayanarak, fizik ve çevre koşullarının belirli çözümleri neredeyse kaçınılmaz kıldığını öne sürer. Bu tartışma, evrimde şans ile zorunluluğun payı üzerine süregelen derin bir sorunun parçasıdır.
Her iki görüş de yakınsak evrimin, doğanın sınırlı sayıda iyi çözümü defalarca keşfettiğini gösterdiği konusunda birleşir. Farklı soylardan gelen canlıların aynı noktaya varması, yaşamın çeşitliliği kadar onu biçimlendiren kuralların ortaklığını da gözler önüne serer.