Biyoçeşitlilik Sıcak Noktaları
Dünya haritasına, üzerinde yaşayan canlı türlerinin sayısına göre renklendirilmiş bir gözle baktığımızı düşünelim. Bu haritada renkler eşit dağılmazdı. Bazı bölgeler soluk kalırken, bazıları adeta yanıp sönen parlak lekeler gibi öne çıkardı. Bu parlak lekeler, yeryüzünün küçük bir bölümünü kaplamalarına karşın canlı türlerinin şaşırtıcı bir kısmına ev sahipliği yapar. Koruma biyologları bu bölgelere biyoçeşitlilik sıcak noktaları adını verir.
Kavram, 1988'de İngiliz ekolog Norman Myers tarafından ortaya atıldı. Myers, sınırlı koruma kaynaklarının nereye yönlendirilmesi gerektiği sorusuna yanıt arıyordu. Dünyanın her köşesini aynı anda korumak mümkün olmadığına göre, en çok türü en verimli biçimde koruyabilecek bölgeleri belirlemek gerekiyordu. Myers'ın önerisi, hem eşsiz türler bakımından son derece zengin hem de ciddi tehdit altındaki bölgelere öncelik vermekti.
Bir bölgenin sıcak nokta sayılabilmesi için iki ölçüt belirlendi. Birincisi, bölgede yalnızca orada yaşayan, başka hiçbir yerde bulunmayan en az bin beş yüz damarlı bitki türünün bulunmasıdır. Bu tür canlılara endemik adı verilir. İkinci ölçüt ise bölgenin özgün bitki örtüsünün en az yüzde yetmişini kaybetmiş olmasıdır. Yani sıcak noktalar, hem olağanüstü değerli hem de büyük ölçüde tahrip olmuş alanlardır.
Bu ölçütlere göre bugün dünyada otuz altı sıcak nokta tanımlanmıştır. Madagaskar, Brezilya'nın Atlantik ormanları, Güney Afrika'nın Cape bölgesi, Endonezya'nın bazı adaları ve Kaliforniya'nın kıyı bölgesi bunlardan bazılarıdır. Bu bölgeler, kara yüzeyinin yalnızca yüzde üç kadarını kaplamasına karşın, dünyadaki bitki türlerinin yarısından fazlasına ve kara omurgalılarının önemli bir bölümüne ev sahipliği yapmaktadır.
Madagaskar, bir sıcak noktanın neden bu kadar özel olduğunu anlamak için iyi bir örnektir. Ada, yaklaşık seksen sekiz milyon yıl önce Hindistan'dan ayrılmış ve o tarihten bu yana yalıtılmış olarak kalmıştır. Bu uzun yalıtım, adada başka hiçbir yerde görülmeyen canlıların evrimleşmesine yol açmıştır. Madagaskar'daki memeli, sürüngen ve amfibi türlerinin büyük bölümü yalnızca bu adada yaşar. Lemurlar, adanın bu eşsizliğinin en bilinen simgeleridir.
Sıcak noktaların büyük çoğunluğu tropik bölgelerde yer alsa da, bazıları ılıman iklim kuşağında bulunur. Akdeniz havzası bunlardan biridir. Akdeniz ikliminin sıcak ve kurak yazları, ılık ve yağışlı kışları, binlerce yıllık insan etkisiyle birleşerek son derece zengin bir bitki örtüsünün oluşmasına yol açmıştır. Bölgede yaşayan bitki türlerinin önemli bir kısmı endemiktir.
Türkiye, dünyadaki sıcak noktalardan üçünün kesiştiği bir konumdadır: Akdeniz, Kafkasya ve İran-Anadolu sıcak noktaları. Bu durum, ülkeyi biyolojik çeşitlilik bakımından olağanüstü zengin kılar. Türkiye'de on binden fazla bitki türü bulunduğu ve bunların yaklaşık üçte birinin endemik olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran, bütün Avrupa kıtasındaki endemik bitki sayısıyla kıyaslanabilecek düzeydedir.
Anadolu'nun bu zenginliğinin arkasında birkaç etken yatar. Ülkenin farklı iklim kuşaklarının birleştiği bir noktada bulunması, dağlık ve engebeli yapısı, deniz kıyısından üç bin metreyi aşan zirvelere kadar uzanan yükselti farkları ve buzul çağlarında pek çok tür için sığınak işlevi görmesi bunların başında gelir. Dağların birbirinden ayırdığı vadiler ve yaylalar, adeta karadaki adalar gibi davranarak yeni türlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır.
Sıcak nokta yaklaşımı, koruma çalışmalarına önemli bir yön kazandırmıştır. Uluslararası koruma kuruluşları, kaynaklarının önemli bir bölümünü bu bölgelere yönlendirmiştir. Ancak yaklaşım bazı eleştirilere de konu olmaktadır. Eleştirmenler, sıcak nokta ölçütlerinin büyük ölçüde bitkilere dayandığını ve diğer canlı gruplarının çeşitliliğini her zaman doğru yansıtmayabileceğini belirtir.
Bir başka eleştiri, sıcak noktalara odaklanmanın başka değerli ekosistemlerin göz ardı edilmesine yol açabileceğidir. Örneğin geniş tundra alanları, okyanuslar ya da Amazon ormanlarının hâlâ büyük ölçüde sağlam olan kesimleri, tür sayısı ya da tahribat ölçütleri nedeniyle sıcak nokta listesine girmeyebilir. Oysa bu alanlar da iklim düzenlemesi ve ekosistem hizmetleri açısından son derece önemlidir.
Sıcak noktaların korunması, yalnızca belirli türlerin değil, milyonlarca yıllık evrimsel bir mirasın korunması anlamına gelir. Bu bölgelerde kaybolan bir tür, dünyanın başka hiçbir yerinde yeniden bulunamaz. Bu nedenle sıcak noktalar, gezegenin en değerli ve en kırılgan hazineleri olarak görülmektedir.
Türkiye'nin bu haritadaki yeri, ülkeye özel bir sorumluluk da yükler. Yaylalarda, dağ yamaçlarında ve vadilerde yetişen pek çok çiçek, yalnızca bu topraklara aittir. Onları korumak, dünyanın ortak mirasına sahip çıkmak demektir.