Adalar Arasında Dolaşan Hazineler: Kula Halkası
Birinci Dünya Savaşı başladığında, Polonya asıllı antropolog Bronisław Malinowski, Yeni Gine yakınlarındaki adalarda araştırma yapıyordu. Avusturya-Macaristan vatandaşı olduğu için İngiliz yönetimindeki topraklarda düşman tebaası sayılan Malinowski, Avrupa'ya dönemedi. Bu zorunlu durumu bir fırsata dönüştürdü ve yıllarını Trobriand Adaları'nda, yerel halkın arasında yaşayarak geçirdi. Bu uzun saha çalışmasının en ünlü ürünü, "kula" adı verilen ilginç bir değişim sistemini anlattığı 1922 tarihli kitabı oldu.
Kula, birbirinden kilometrelerce uzaklıkta bulunan bir dizi ada arasında kurulmuş, büyük bir halka biçiminde işleyen bir değişim sistemidir. Bu sistemde iki tür değerli nesne dolaşır: kırmızı deniz kabuklarından yapılmış uzun kolyeler ve beyaz deniz kabuklarından yapılmış kol bilezikleri. Kolyeler, adalar halkası boyunca saat yönünde, bilezikler ise ters yönde dolaşır. Bir adadan gelen tüccar kolye getirdiğinde, ona karşılık olarak daha sonra bir bilezik verilir.
Kula'nın en şaşırtıcı yanı, bu nesnelerin hiçbir pratik kullanım değerinin olmamasıdır. Kolyeler ve bilezikler genellikle takılmaz; çoğu zaman giyilemeyecek kadar küçük ya da büyüktür. Daha da ilginci, bu nesneler kalıcı olarak sahiplenilmez. Bir kişi değerli bir kolyeyi bir süre elinde tutar, sonra onu halkadaki bir sonraki ortağına vermek zorundadır. Nesneler, yıllar içinde bütün halkayı dolaşabilir.
Peki insanlar neden tehlikeli deniz yolculuklarına çıkarak, kullanılmayan ve kalıcı olarak sahip olunamayan bu nesneleri değiş tokuş eder? Malinowski'nin yanıtı, kula'nın değerinin nesnelerin kendisinde değil, onların yarattığı ilişkilerde ve saygınlıkta yattığıdır. Ünlü ve değerli bir kolyeyi bir süreliğine elinde tutmak, büyük bir onur kaynağıdır. Her nesnenin bir adı, bir geçmişi ve onu daha önce taşıyan ünlü kişilere ilişkin hikâyeleri vardır. Kula ortaklıkları ömür boyu sürer ve farklı adaların insanları arasında güven, dostluk ve ittifak bağları oluşturur.
Kula yolculukları sırasında ayrıca gündelik ihtiyaç mallarının ticareti de yapılır. Yiyecek, çanak çömlek ve diğer eşyalar, pazarlık yoluyla değiş tokuş edilir. Ancak Trobriandlılar, kula değişimi ile bu sıradan ticareti kesin bir biçimde birbirinden ayırır. Kula'da pazarlık yapmak, hatta bir nesnenin değerini açıkça tartışmak bile ayıp sayılır. Kula, onur ve cömertliğin, ticaret ise pratik ihtiyacın alanıdır.
Malinowski'nin kula üzerine çalışması, ekonominin yalnızca kâr ve fayda hesabıyla açıklanamayacağını gösteren önemli bir örnek oldu. O dönemde Batılı düşünürlerin bir kısmı, "ilkel" toplumların ekonomik davranışlarını basit ve akıldışı olarak görüyordu. Malinowski ise bu toplumların son derece karmaşık, kendi içinde tutarlı ve toplumsal anlamlarla dolu sistemler geliştirdiğini ortaya koydu.
Malinowski'nin çalışmaları, antropolojinin yöntemini de dönüştürdü. Daha önceki pek çok antropolog, uzak toplumlar hakkında gezginlerin, misyonerlerin ve sömürge yöneticilerinin raporlarına dayanarak yazıyordu. Malinowski ise incelediği insanların arasında yaşamanın, onların dilini öğrenmenin ve gündelik hayatlarına katılmanın gerekliliğini savundu.
Kula halkası bugün de, farklı biçimlerde de olsa, varlığını sürdürmektedir. Bu sistem, nesnelerin değerinin onlara yüklenen anlamlardan ve kurdukları ilişkilerden geldiğini hatırlatır. Bir aile yadigârı yüzüğün değeri de çoğu zaman altınının ağırlığında değil, taşıdığı hikâyede saklıdır.