Yarın Başlarım: Ertelemenin Psikolojisi
Bir ödevi teslim tarihinden bir gece önceye bırakmak, sınava çalışmak yerine saatlerce telefonda gezinmek ya da önemli bir işi "yarın başlarım" diyerek sürekli ertelemek... Erteleme, neredeyse herkesin deneyimlediği bir davranıştır. Araştırmalar, öğrencilerin büyük bir bölümünün düzenli olarak erteleme yaptığını ve bunun önemli bir kısmının bu durumdan rahatsızlık duyduğunu gösteriyor. Peki insanlar, kendilerine zarar vereceğini bildikleri hâlde neden işlerini ertelerler?
Ertelemenin tembellikle aynı şey olduğu sanılır. Oysa tembel bir insan, bir işi yapmak istemez ve yapmadığı için de pek rahatsız olmaz. Erteleyen kişi ise çoğu zaman işi yapmak ister, yapmadığı için suçluluk ve kaygı duyar ama yine de başlayamaz. Bu çelişki, ertelemenin basit bir motivasyon eksikliği olmadığını, daha karmaşık bir süreç olduğunu gösterir.
Son yıllardaki araştırmalar, ertelemenin büyük ölçüde bir duygu düzenleme sorunu olduğunu öne sürmektedir. Ertelenen görevler genellikle sıkıcı, zor, belirsiz ya da kaygı uyandıran görevlerdir. Bu görevle karşılaştığımızda olumsuz duygular hissederiz. Görevi ertelemek, bu olumsuz duyguları kısa vadede ortadan kaldırır ve anlık bir rahatlama sağlar. Sorun, bu rahatlamanın geçici olması ve görevin olduğu yerde durmaya devam etmesidir. Üstelik erteleme, zamanla daha fazla kaygı ve suçluluk duygusu yaratır; bu da görevi daha da itici hâle getirir.
Ertelemenin bir başka kaynağı, insanların gelecekteki ödülleri şimdiki ödüllerden daha az değerli görme eğilimidir. Sınavda başarılı olmanın getireceği ödül uzaktadır; oysa şimdi bir video izlemenin keyfi hemen elde edilebilir. Beynimiz, yakındaki küçük ödülü uzaktaki büyük ödüle tercih etmeye yatkındır. Bazı araştırmalar ayrıca insanların gelecekteki kendilerini, neredeyse bir yabancı gibi algıladığını göstermiştir. Yarınki "ben", bugünkü "ben"in sorumluluklarını devralabilecek başka biri gibi görünür.
Mükemmeliyetçilik de ertelemeyle ilişkilendirilir. Bir işi kusursuz yapamayacağından korkan kişi, başlamayı geciktirebilir. Başlamadığı sürece başarısızlık ihtimaliyle de yüzleşmek zorunda kalmaz. Ne yazık ki bu strateji, işin aceleyle ve daha düşük bir kaliteyle yapılmasına yol açarak korkulan sonucu çoğu zaman gerçekleştirir.
Araştırmacılar, ertelemeyle başa çıkmak için çeşitli stratejiler önerir. Bunlardan biri, görevi küçük ve somut adımlara bölmektir. "Biyoloji çalışmak" yerine "hücre zarı konusunun ilk iki sayfasını okumak" gibi bir hedef, başlamayı kolaylaştırır. Bir diğer strateji, "Eğer saat 17.00 olursa, masama oturup matematik testini açacağım" gibi önceden belirlenmiş "eğer-o zaman" planları yapmaktır. Bu tür planlar, karar verme yükünü azaltarak davranışı otomatikleştirir.
İlginç bir bulgu da öz şefkatle ilgilidir. Bir araştırmada, bir sınava çalışmayı ertelediği için kendini affeden öğrencilerin, bir sonraki sınavda daha az erteleme yaptığı görüldü. Kendini sert bir biçimde eleştirmek ise olumsuz duyguları artırarak ertelemeyi besleyebilir. Hatayı kabul edip ileriye bakmak, kendini cezalandırmaktan daha işe yarar görünmektedir.
Belki de ertelemeyle ilgili en pratik tavsiye, başlamaktır. Pek çok kişi, bir işe yalnızca beş dakika ayırmaya karar verdiğinde, o beş dakikanın sonunda çalışmayı sürdürmenin başlamaktan çok daha kolay olduğunu fark eder. Ertelemenin en güçlü olduğu an, işin başındaki o ilk adımdır.