← Ekoloji ve Çevre

Sulak Alanlar: Doğanın Böbrekleri

Bataklık sözcüğü çoğumuzun zihninde olumsuz çağrışımlar uyandırır: sivrisinekler, kötü kokular, içine düşülünce çıkılamayan çamurlar. Tarih boyunca pek çok toplum bu alanları sağlıksız ve verimsiz yerler olarak görmüş, onları kurutup tarlaya ya da yerleşim yerine dönüştürmeyi bir başarı saymıştır. Oysa ekologlar bugün bataklıkları, sazlıkları, turbalıkları ve lagünleri kapsayan sulak alanları gezegenin en değerli ekosistemleri arasında sayar.

Sulak alan, yılın tamamında ya da bir bölümünde suyla kaplı olan veya toprağı suya doymuş bulunan alanların genel adıdır. Bu tanım, kıyı lagünlerinden dağ göllerinin kenarlarındaki sazlıklara, mangrov ormanlarından nehir taşkın ovalarına kadar çok çeşitli ortamları içine alır. Hepsinin ortak özelliği, karayla su arasında bir geçiş bölgesi oluşturmalarıdır. Bu geçiş niteliği, onlara olağanüstü bir verimlilik kazandırır.

Sulak alanlara sıkça "doğanın böbrekleri" denmesinin nedeni, suyu arıtma yetenekleridir. Akarsular ve yağmur suları, tarım alanlarından ve yerleşimlerden geçerken gübre artıkları, tortular ve çeşitli kirleticiler taşır. Su bir sulak alana ulaştığında yavaşlar; askıdaki tortular dibe çöker, sazlar ve kamışlar fazla besin maddelerini emer, toprakta yaşayan mikroorganizmalar ise bazı kirleticileri parçalar. Sonuçta alandan çıkan su, girdiğinden çok daha temizdir.

Sulak alanlar aynı zamanda doğal birer sünger gibi çalışır. Yoğun yağışlarda büyük miktarda suyu emerek taşkınların şiddetini azaltır, kurak dönemlerde ise bu suyu yavaş yavaş bırakarak akarsuların ve yeraltı sularının beslenmesine katkıda bulunur. Kıyı sulak alanları ise fırtına dalgalarının enerjisini kırarak arkalarındaki yerleşimleri korur. Bu alanların kurutulduğu bölgelerde sel felaketlerinin daha yıkıcı hâle geldiği pek çok kez gözlenmiştir.

Biyolojik çeşitlilik açısından da sulak alanlar son derece zengindir. Kapladıkları alan yeryüzünün küçük bir bölümü olsa da çok sayıda bitki ve hayvan türü yaşamının en az bir evresinde bu alanlara bağımlıdır. Balıklar burada yumurtlar, amfibiler burada büyür. Özellikle göçmen kuşlar için sulak alanlar, kıtalar arası yolculuklarında dinlenip beslendikleri vazgeçilmez duraklardır.

Türkiye, göç yollarının kesişim noktasında bulunduğu için sulak alanlar açısından özel bir öneme sahiptir. Kuş Cenneti olarak bilinen Manyas Gölü, flamingoların üreme alanı Tuz Gölü, Göksu Deltası ve Kızılırmak Deltası bunlardan yalnızca birkaçıdır. Her yıl ilkbahar ve sonbaharda milyonlarca kuş, Avrupa ile Afrika arasındaki yolculuğunda bu alanlarda mola verir.

Sulak alanların az bilinen bir başka işlevi de karbon depolamaktır. Özellikle turbalıklarda bitki kalıntıları suya doymuş, oksijeni az toprakta tam olarak çürümeden birikir. Binlerce yıl boyunca biriken bu organik madde, büyük miktarda karbonu hapseder. Yeryüzünün küçük bir kısmını kaplayan turbalıkların, dünyadaki bütün ormanlardan daha fazla karbon depoladığı tahmin edilmektedir.

Ne yazık ki bu değerli alanlar hızla kaybolmaktadır. Yapılan tahminlere göre son yüzyıllarda dünyadaki sulak alanların önemli bir bölümü kurutulmuş, doldurulmuş ya da kirletilmiştir. Tarım arazisi açmak, sivrisineklerle mücadele etmek, kentleri genişletmek ve sulama için su çekmek bu kaybın başlıca nedenleri olmuştur. Türkiye'de de Amik Gölü ve Eber Gölü'nün bir kısmı gibi pek çok sulak alan bu süreçten nasibini almıştır.

Turbalıklar kurutulduğunda ortaya çıkan sorun yalnızca bir yaşam alanının kaybı değildir. Suyu çekilen turbanın içindeki organik madde oksijenle temas edince ayrışmaya başlar ve binlerce yılda depolanmış karbon atmosfere salınır. Kurumuş turbalıklar ayrıca kolayca tutuşur ve haftalarca sönmeyen yangınlara neden olabilir. Bu nedenle turbalıkları korumak, iklim değişikliğiyle mücadelenin de bir parçası olarak görülmektedir.

Sulak alanların korunması için 1971'de İran'ın Ramsar kentinde uluslararası bir sözleşme imzalanmıştır. Ramsar Sözleşmesi, taraf ülkelerin önemli sulak alanlarını belirleyip korumasını ve akılcı kullanımını öngörür. Türkiye de bu sözleşmeye taraftır ve pek çok sulak alanı Ramsar listesine almıştır. Bazı ülkelerde ise kurutulmuş alanların yeniden sulak alana dönüştürüldüğü onarım projeleri yürütülmektedir.

Bir zamanlar kurtulunması gereken bir sorun olarak görülen bataklıklar, bugün suyumuzu temizleyen, bizi sellerden koruyan ve iklimi dengeleyen sessiz yardımcılarımız olarak yeniden tanınmaktadır. Bu değişim, doğayı değerlendirirken ilk izlenimlerin ne kadar yanıltıcı olabileceğini de gösterir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metinde sulak alanlara "doğanın böbrekleri" denmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre turbalıkların kurutulmasının sonuçlarından biri aşağıdakilerden hangisidir?