← Biyoloji

Hücrenin Kendini Feda Etmesi: Apoptoz

Bir insanın bedeninde her gün milyarlarca hücre ölür. İlk bakışta ürkütücü görünen bu durum, aslında yaşamın sürmesi için zorunludur. Hücre ölümünün önemli bir bölümü kazalar ya da yaralanmalar sonucunda değil, hücrelerin kendi içlerinde bulunan bir programın devreye girmesiyle gerçekleşir. Bilim insanları bu düzenli ve planlı ölüme apoptoz adını verir. Kelime, Eski Yunancada sonbaharda ağaçtan dökülen yaprakları anlatan bir ifadeden türetilmiştir. Bu benzetme son derece yerindedir; çünkü yaprak dökümü nasıl ağacın sağlığı için gerekliyse, apoptoz da bedenin sağlığı için gereklidir.

Apoptoz, hücrenin kazara ölmesinden belirgin biçimde ayrılır. Bir yaralanma ya da zehirlenme sonucunda ölen hücre şişer, zarı yırtılır ve içindekiler çevreye saçılır. Bu durum çevredeki dokularda iltihaplanmaya yol açar. Apoptoz geçiren hücre ise tam tersine büzülür, çekirdeğindeki DNA düzenli parçalara ayrılır ve hücre zarla çevrili küçük paketlere bölünür. Bu paketler, temizlikçi görevi gören bağışıklık hücreleri tarafından hızla yutulur. Böylece hücre, çevresine zarar vermeden ve neredeyse hiç iz bırakmadan ortadan kalkar.

Bu programın en çarpıcı örneklerinden biri embriyonik gelişim sırasında görülür. İnsan embriyosunda el ve ayaklar başlangıçta kürek biçimindedir ve parmaklar birbirine perdeyle bağlıdır. Gelişimin belirli bir aşamasında parmaklar arasındaki hücreler apoptozla ölür ve parmaklar birbirinden ayrılır. Ördekler gibi perde ayaklı kuşlarda ise bu bölgedeki hücre ölümü baskılanır. Benzer biçimde gelişmekte olan beyinde, gereğinden fazla üretilen sinir hücrelerinin önemli bir kısmı, doğru bağlantıları kuramadıkları için bu yolla elenir. Kısacası apoptoz, bir heykeltıraşın fazla taşı yontması gibi bedeni biçimlendirir.

Apoptoz yalnızca gelişim döneminde değil, yaşam boyunca da kritik bir koruma işlevi görür. DNA'sı onarılamayacak kadar hasar görmüş, bir virüs tarafından ele geçirilmiş ya da artık işlevini yitirmiş hücreler, bu program sayesinde ortadan kaldırılır. Bağışıklık sistemi de enfekte hücrelere apoptozu başlatmaları için sinyal gönderebilir. Bu açıdan apoptoz, bir hücrenin bütünün iyiliği için kendini feda etmesi olarak da yorumlanabilir.

Programın bozulması ise ciddi hastalıklara yol açabilir. Kanserin temel özelliklerinden biri, hasar görmüş hücrelerin apoptozdan kaçmayı başarmasıdır. Normal koşullarda ölmesi gereken bu hücreler kontrolsüz biçimde çoğalmaya devam eder. Bazı kanser türlerinde apoptozu başlatan önemli bir genin işlevini yitirdiği bilinmektedir. Ters yönde bir bozulma da sorun yaratır. Bazı nörodejeneratif hastalıklarda sinir hücrelerinin gereğinden fazla ölmesinin hastalığın ilerlemesine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Sağlık, bu açıdan bakıldığında hücre çoğalması ile hücre ölümü arasındaki hassas bir dengeye dayanır.

Bir hücrenin apoptoza karar vermesi, iç ve dış sinyallerin birlikte değerlendirildiği karmaşık bir süreçtir. Hücrenin içinden gelen sinyaller genellikle DNA hasarı ya da enerji üretimindeki bozukluklarla ilgilidir ve bu yolda mitokondriler kilit bir rol oynar. Hasar arttığında mitokondrilerden salınan bazı proteinler, hücreyi içeriden parçalayan kaspaz adlı enzimlerin etkinleşmesine yol açar. Dış sinyaller ise komşu hücrelerden ya da bağışıklık hücrelerinden gelir ve hücre yüzeyindeki ölüm reseptörleri aracılığıyla iletilir. Her iki yol da sonunda aynı yıkım mekanizmasında birleşir.

Apoptozun keşfi, bilim tarihinde uzun süre göz ardı edilmiş gözlemlerin yeniden değerlendirilmesiyle mümkün oldu. Ölmekte olan hücreler yüzyıllar önce de mikroskopla görülüyordu; ancak bu ölümün düzenli bir program olabileceği pek akla gelmiyordu. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yapılan çalışmalar ve özellikle tüm hücreleri tek tek izlenebilen küçük bir solucan türü üzerindeki araştırmalar, gelişim sırasında hangi hücrelerin ne zaman öleceğinin genetik olarak belirlendiğini ortaya koydu. Bu araştırmaların öncüleri de Nobel ödülüyle onurlandırılmıştır.

Apoptozun moleküler mekanizmalarının anlaşılması, özellikle kanser tedavisinde yeni yaklaşımlara kapı aralamıştır. Bazı ilaçlar, kanser hücrelerinde susturulmuş olan ölüm programını yeniden devreye sokmayı hedefler. Kemoterapi ve radyoterapinin etkisinin önemli bir bölümünün de hücrelerde apoptozu tetiklemesine dayandığı bilinmektedir. Araştırmacılar ise sağlıklı hücrelere dokunmadan yalnızca hastalıklı hücrelerde bu programı başlatacak daha seçici yöntemler arıyor.

Apoptoz kavramı, biyolojinin ölüme bakışını da değiştirmiştir. Ölüm artık yalnızca yaşamın sona ermesi değil, yaşamın kendisini mümkün kılan düzenleyici bir süreç olarak da görülmektedir. Her gün sessizce ölen milyarlarca hücre, bedenin bütünlüğünü koruyan görünmez bir bakım çalışmasının parçasıdır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre apoptoz ile kaza sonucu gerçekleşen hücre ölümü arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metinde apoptozun bir heykeltıraşın fazla taşı yontmasına benzetilmesiyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?