Görmek İstediğimizi Görmek: Onaylama Yanlılığı
1960'ta İngiliz psikolog Peter Wason, katılımcılarına basit görünen bir bilmece sundu. Katılımcılara "2, 4, 6" sayı dizisinin, aklında tuttuğu bir kurala uyduğunu söyledi. Katılımcıların görevi, kendi oluşturdukları yeni sayı dizilerini önererek bu kuralı bulmaktı. Wason, her öneri için dizinin kurala uyup uymadığını bildiriyordu. Katılımcılar emin olduklarında kuralı tahmin edecekti.
Katılımcıların çoğu, hızla bir hipotez oluşturdu: "İkişer artan çift sayılar." Ardından bu hipotezi doğrulayan diziler önerdiler: "8, 10, 12", "20, 22, 24" gibi. Her seferinde Wason, dizinin kurala uyduğunu söyledi. Katılımcılar kendilerinden emin bir biçimde kuralı açıkladı. Ancak yanılıyorlardı. Wason'un kuralı çok daha basitti: "Artan herhangi üç sayı." Katılımcıların önerdiği bütün diziler bu kurala da uyuyordu.
Katılımcıların hatası, hipotezlerini yanlışlayabilecek dizileri hiç denememeleriydi. "1, 2, 3" ya da "5, 10, 100" gibi diziler önerselerdi, bunların da kurala uyduğunu görecek ve ilk tahminlerinin yanlış olduğunu fark edeceklerdi. Bunun yerine yalnızca inandıkları şeyi doğrulayacak örnekler aradılar. Psikologlar bu eğilimi "onaylama yanlılığı" olarak adlandırır.
Onaylama yanlılığı, insanların mevcut inançlarını destekleyen bilgileri arama, fark etme, hatırlama ve onlara daha fazla güvenme eğilimidir. Bu yanlılık yalnızca bilgi aramayı değil, bilgiyi yorumlamayı da etkiler. Aynı belirsiz kanıtla karşılaşan iki kişi, farklı ön kabullerine göre onu kendi görüşlerini destekleyen bir kanıt olarak görebilir. Bir siyasi tartışmayı izleyen farklı görüşlerdeki insanların, her birinin kendi tarafının kazandığını düşünmesi bu durumun sık görülen bir örneğidir.
Bellek de bu yanlılıktan etkilenir. Bir kişinin "uğursuz" olduğuna inanan biri, onunla birlikteyken başına gelen kötü olayları hatırlar, iyi olayları ise unutur. Burçlara inanan biri, burç yorumunda kendisine uyan cümleleri öne çıkarır, uymayanları fark etmez. Böylece inançlar, kendilerini sürekli besleyen bir döngü içinde güçlenir.
Dijital çağda onaylama yanlılığı yeni bir boyut kazanmıştır. İnternet, hemen her görüşü destekleyen bir kaynak bulmayı kolaylaştırır. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, kullanıcıların daha önce ilgilendiği içeriklere benzer içerikleri öne çıkararak insanların farklı görüşlerle karşılaşma olasılığını azaltabilir. Sonuçta insanlar, kendi düşüncelerinin yankılandığı ortamlarda yaşamaya başlayabilir.
Bu yanlılıktan bilim insanları da muaf değildir. Bilimsel yöntemin pek çok unsuru, aslında bu eğilime karşı geliştirilmiş önlemler olarak görülebilir. Kontrol grupları, kör deneyler, bağımsız tekrarlar ve hakem değerlendirmesi, araştırmacıların görmek istediklerini görme eğilimini sınırlamayı amaçlar.
Onaylama yanlılığından tamamen kurtulmak mümkün olmayabilir; ancak etkisini azaltmak için bazı stratejiler önerilir. Bunlardan biri, bilinçli olarak "karşıtını düşünmek"tir: Bir görüşü benimsemeden önce, onun yanlış olduğunu gösterebilecek kanıtların neler olabileceğini sormak. Wason'un bilmecesindeki doğru strateji de buydu. Doğruyu bulmak için bazen haklı olduğumuzu değil, haksız olabileceğimizi sınamamız gerekir.