← Yer Bilimleri ve İklim

Gökyüzünden İnen Ateş: Yıldırım ve Şimşek

Bir yaz fırtınası sırasında gökyüzünü bir anda aydınlatan şimşekler ve ardından gelen gök gürültüsü, insanlık tarihinin her döneminde hem korku hem de hayranlık uyandırmıştır. Pek çok mitolojide yıldırım, en güçlü tanrıların silahı olarak görülmüştür. Antik Yunan'da Zeus, İskandinav mitolojisinde Thor, yıldırımları düşmanlarına fırlatan tanrılar olarak betimlenmiştir. Yıldırımın gerçek doğası ise on sekizinci yüzyılda, cesur ve tehlikeli deneylerle anlaşılmaya başlandı.

On sekizinci yüzyılın ortalarında bilim insanları, sürtünmeyle elde edilen statik elektrikle deneyler yapıyordu. Bu deneylerde oluşan küçük kıvılcımların, şimşeklere benzediği fark edilmişti. Amerikalı bilim insanı ve devlet adamı Benjamin Franklin, şimşeğin de dev bir elektrik kıvılcımı olduğunu öne sürdü. Franklin'in bu düşünceyi sınamak için fırtınalı bir havada uçurtma uçurduğu ve uçurtmanın ipine bağlı bir anahtardan kıvılcım elde ettiği yaygın olarak anlatılır. Bu deneyin ayrıntıları tartışmalı olsa da benzer deneyler, şimşeğin elektriksel doğasını doğrulamıştır. Bu tür deneyler son derece tehlikelidir ve dönemin bazı araştırmacıları benzer deneyler sırasında hayatını kaybetmiştir.

Yıldırımın oluşumu, fırtına bulutlarının içinde gerçekleşen karmaşık süreçlerle başlar. Kümülonimbüs adı verilen dev fırtına bulutları, on kilometreyi aşan yüksekliklere kadar uzanabilir. Bu bulutların içinde, güçlü hava akımları buz kristallerini, dolu tanelerini ve aşırı soğumuş su damlacıklarını sürekli olarak yukarı aşağı taşır. Bu parçacıklar birbirine çarptığında, elektrik yükleri bir parçacıktan diğerine aktarılır. Genellikle daha hafif olan buz kristalleri pozitif yük kazanarak bulutun üst kısımlarına taşınırken, daha ağır parçacıklar negatif yük kazanarak bulutun alt kısımlarında birikir.

Bu yük ayrışması, bulutun içinde ve bulut ile yer arasında son derece güçlü elektrik alanları oluşturur. Bulutun altındaki negatif yükler, yeryüzünde pozitif yüklerin birikmesine yol açar. Hava normalde iyi bir yalıtkandır ve elektriği iletmez. Ancak elektrik alanı yeterince güçlendiğinde, havanın yalıtkanlığı aşılır ve elektrik yükü havanın içinden bir yol açarak boşalır. Bu ani boşalma, yıldırımdır. Yıldırımların büyük çoğunluğu aslında bulutların içinde ya da bulutlar arasında gerçekleşir. Yalnızca bir kısmı yeryüzüne ulaşır.

Bir yıldırımın yeryüzüne ulaşması, birkaç aşamada gerçekleşir. Önce buluttan yere doğru, gözle zor görülebilen ve adım adım ilerleyen dallı bir öncü kanal oluşur. Bu öncü kanal yere yaklaştığında, yerdeki yüksek nesnelerden yukarı doğru küçük kanallar yükselir. Bu iki kanal birleştiğinde, buluttan yere uzanan iletken bir yol tamamlanmış olur. Bu yol boyunca son derece güçlü bir elektrik akımı akar ve göz kamaştırıcı bir parıltı oluşur. Bu süreçlerin tamamı, saniyenin çok küçük bir kesrinde gerçekleşir.

Yıldırımın taşıdığı enerji olağanüstüdür. Bir yıldırım kanalındaki hava, saniyenin milyonda biri gibi kısa bir sürede, Güneş'in yüzey sıcaklığından birkaç kat daha yüksek sıcaklıklara ulaşabilir. Bu ani ısınma, havanın patlarcasına genleşmesine yol açar. Hızla genişleyen hava, bir ses dalgası oluşturur. Duyduğumuz gök gürültüsü, bu ses dalgasıdır. Işık, sesten çok daha hızlı yol aldığı için şimşeği her zaman gök gürültüsünden önce görürüz. Şimşek ile gök gürültüsü arasındaki saniyeleri sayarak yıldırımın ne kadar uzakta olduğunu kabaca tahmin etmek mümkündür. Ses, yaklaşık üç saniyede bir kilometre yol alır.

Yıldırımlar, her yıl dünya genelinde pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açar. Yıldırım düşmesi, aynı zamanda orman yangınlarının da önemli doğal nedenlerinden biridir. Bu nedenle yıldırımdan korunmak için bazı önlemlerin bilinmesi önemlidir. Gök gürültüsü duyulabiliyorsa, yıldırım çarpma riski var demektir. Bu durumda en güvenli yer, sağlam bir binanın içi ya da kapalı bir aracın içidir. Açık arazide yalnız ağaçların altına sığınmak tehlikelidir; çünkü yıldırım genellikle çevresindeki en yüksek noktaya düşer. Su kenarlarından ve metal nesnelerden de uzak durmak gerekir.

Benjamin Franklin'in yıldırımın doğasını anlamaya yönelik çalışmaları, önemli bir pratik buluşa da yol açtı: paratoner. Paratoner, binaların en yüksek noktasına yerleştirilen ve kalın bir iletken kabloyla toprağa bağlanan sivri uçlu bir metal çubuktur. Yıldırım binaya düştüğünde, elektrik akımı binanın yapısından geçmek yerine bu iletken yol aracılığıyla güvenli biçimde toprağa iletilir. Bu basit buluş, sayısız binanın ve insanın yıldırımdan korunmasını sağlamıştır.

Yıldırımlar, gezegenimizin doğal süreçlerinde de önemli bir rol oynar. Yıldırım kanalındaki son derece yüksek sıcaklıklar, havadaki azot ve oksijenin birleşerek azot bileşikleri oluşturmasına yol açar. Bu bileşikler yağmurla birlikte toprağa ulaşarak bitkiler için doğal bir gübre işlevi görür. Bazı bilim insanları, Dünya'nın ilk dönemlerinde yıldırımların, yaşamın yapı taşlarını oluşturan bazı organik moleküllerin oluşumuna katkıda bulunmuş olabileceğini de düşünmektedir.

Gökyüzünden inen bu ateş, bir zamanlar tanrıların öfkesi olarak görülürken bugün doğanın etkileyici elektriksel olaylarından biri olarak anlaşılmaktadır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre şimşeği her zaman gök gürültüsünden önce görmemizin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metinden aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?