← Psikoloji

Denemekten Vazgeçmek: Öğrenilmiş Çaresizlik

1960'ların ortasında Amerikalı psikologlar Martin Seligman ve Steven Maier, köpeklerle yaptıkları deneylerde beklenmedik bir durumla karşılaştı. Deneyin ilk aşamasında bazı köpekler, hiçbir şekilde kaçamayacakları ve kontrol edemeyecekleri hafif elektrik şoklarına maruz bırakıldı. Bazı köpekler ise bir panele burunlarıyla basarak şoku durdurabiliyordu. Üçüncü bir grup hiç şok almadı.

Deneyin ikinci aşamasında bütün köpekler, alçak bir bölmenin üzerinden atlayarak şoktan kolayca kaçabilecekleri bir kutuya konuldu. Daha önce şoku kontrol edebilen köpekler ve hiç şok almamış köpekler, kısa sürede bölmenin üzerinden atlamayı öğrendi. Ancak ilk aşamada kaçamayacakları şoklara maruz kalmış köpeklerin çoğu, kaçma imkânları olmasına rağmen hiçbir şey yapmadı. Yere yatıyor, sızlanıyor ve şokun bitmesini bekliyorlardı.

Seligman ve Maier bu durumu "öğrenilmiş çaresizlik" olarak adlandırdı. Onlara göre köpekler, ilk aşamada ne yaparlarsa yapsınlar sonucu değiştiremeyeceklerini öğrenmişti. Bu öğrenme, durumun değiştiği yeni koşullara da taşınıyordu. Köpekler artık denemenin bir işe yaramayacağını düşünüyordu. Bu deneyler, bugün hayvanlarla yapılan araştırmalar için uygulanan etik ilkeler açısından ciddi biçimde sorgulanmaktadır.

Araştırmacılar daha sonra benzer bir olgunun insanlarda da görülebileceğini gösterdi. İnsanlarla yapılan deneylerde katılımcılar, rahatsız edici bir gürültüyü kapatmaya çalıştı. Bir gruptakiler ne yaparlarsa yapsınlar gürültüyü kapatamıyordu. Daha sonra çözülebilir bir görev verildiğinde, bu gruptaki katılımcıların daha kolay pes ettiği ve daha düşük performans gösterdiği görüldü.

Ancak insanlarda durum daha karmaşıktı. Kontrol edilemeyen olaylar yaşayan herkes çaresizliğe kapılmıyordu. Seligman ve meslektaşları, bu farkın insanların olayları nasıl açıkladığıyla ilgili olduğunu öne sürdü. Başarısızlığı kendi değiştirilemez bir eksikliğine bağlayan, bu durumun kalıcı olduğunu ve hayatının her alanını etkileyeceğini düşünen insanlar, çaresizliğe daha yatkındı. Örneğin bir sınavda başarısız olan bir öğrencinin "Ben zaten aptalım, hiçbir şeyi başaramam" diye düşünmesi ile "Bu sınava yeterince hazırlanmadım, bir dahaki sefere farklı çalışabilirim" diye düşünmesi arasında büyük bir fark vardır.

Kuram, yaklaşık elli yıl sonra ilginç bir dönüşüm geçirdi. Sinirbilim alanındaki gelişmelerle birlikte Maier ve Seligman, kendi çalışmalarını yeniden değerlendirdi. Yeni bulgulara göre, kötü olaylar karşısında pasif kalmak, canlının öğrendiği bir şey değil, aslında beynin varsayılan tepkisiydi. Öğrenilen şey ise kontrolün mümkün olduğuydu. Yani köpekler çaresizliği öğrenmemiş, kontrol edebildiklerini öğrenme fırsatı bulamamıştı.

Bu yeni yorum, önemli bir sonuç doğurur. Eğer kontrol duygusu öğrenilebiliyorsa, insanlara bu deneyimi yaşatmak, onları zorluklar karşısında daha dirençli hâle getirebilir. Küçük başarılarla kendi eylemlerinin sonuçları değiştirebildiğini görmek, insanın gelecekteki güçlüklerle başa çıkma kapasitesini artırır.

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı, eğitimden iş hayatına kadar pek çok alanda önemli bir uyarı işlevi görür. Sürekli başarısızlık deneyimi yaşayan, çabalarının karşılık bulmadığını hisseden insanlar, zamanla denemekten vazgeçebilir. Bu nedenle başarıya ulaşılabilecek hedefler koymak ve çabanın sonuçlarını görünür kılmak büyük önem taşır.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre insanlarda çaresizliğe daha yatkın olan kişilerin özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metne göre kuramın yeni yorumu aşağıdakilerden hangisini ileri sürmektedir?