Taşların Saati: Radyometrik Tarihleme
Dünya kaç yaşındadır? Bu soru, insanlığın en eski sorularından biridir. Farklı kültürler, bu soruya mitler ve dinî metinler aracılığıyla çeşitli yanıtlar vermiştir. On yedinci yüzyılda bazı Avrupalı din adamları, kutsal metinlerdeki soy kütüklerine dayanarak Dünya'nın yalnızca birkaç bin yaşında olduğunu hesaplamıştı. Ancak on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda jeologlar, kayaç katmanlarının oluşması, dağların aşınması ve vadilerin oyulması gibi süreçlerin çok daha uzun zaman dilimleri gerektirdiğini fark etmeye başladı.
İskoç jeolog James Hutton, on sekizinci yüzyılın sonlarında kayaç katmanlarını inceleyerek, bu katmanların oluşması için akıl almaz derecede uzun sürelerin gerektiğini öne sürdü. Hutton'a göre Dünya'nın geçmişinde bir başlangıç izi, geleceğinde ise bir son belirtisi görülmüyordu. On dokuzuncu yüzyılda Charles Darwin'in evrim kuramı da canlıların bugünkü çeşitliliğine ulaşması için çok uzun zaman dilimlerinin gerektiğini öngörüyordu. Ancak Dünya'nın yaşını sayısal olarak belirlemenin güvenilir bir yolu henüz yoktu.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İngiliz fizikçi Lord Kelvin, Dünya'nın yaşını fizik yasalarıyla hesaplamaya girişti. Kelvin, Dünya'nın başlangıçta erimiş bir küre olduğunu ve o zamandan bu yana yavaş yavaş soğuduğunu varsaydı. Bugünkü sıcaklığa ulaşması için ne kadar zaman geçtiğini hesaplayarak, Dünya'nın yaşının en fazla birkaç on milyon yıl olabileceği sonucuna vardı. Bu süre, jeologların ve Darwin'in öngördüğünden çok daha kısaydı ve uzun süre bilim dünyasında tartışmalara yol açtı.
Bu tartışmayı çözen gelişme, yirminci yüzyılın başında radyoaktivitenin keşfi oldu. Radyoaktivite iki önemli sonuç doğurdu. Birincisi, Dünya'nın içinde bulunan radyoaktif elementler sürekli olarak ısı üretiyordu. Bu ısı, Kelvin'in hesaplamalarında hesaba katılmamıştı ve Dünya'nın soğumasının Kelvin'in sandığından çok daha yavaş gerçekleştiğini gösteriyordu. İkincisi ise radyoaktivite, kayaçların yaşını doğrudan ölçmek için bir yöntem sunuyordu.
Radyometrik tarihleme, radyoaktif elementlerin düzenli bir hızla bozunmasına dayanır. Radyoaktif bir elementin atomları, zamanla başka bir elementin atomlarına dönüşür. Bu dönüşümün hızı, sıcaklık ve basınç gibi dış koşullardan etkilenmez ve her element için sabittir. Bir radyoaktif elementin atomlarının yarısının bozunması için geçen süreye yarı ömür adı verilir. Örneğin belirli bir uranyum türünün yarı ömrü yaklaşık dört buçuk milyar yıldır. Bu süre sonunda başlangıçtaki uranyum atomlarının yarısı kurşuna dönüşmüş olur.
Bu yöntemin işleyişi, bir kum saatine benzetilebilir. Bir kayaç oluştuğunda, içindeki bazı mineraller belirli miktarda radyoaktif element içerir; ancak bu elementin bozunma ürünlerini başlangıçta içermez. Zaman geçtikçe radyoaktif element bozunur ve bozunma ürünleri mineralin içinde birikir. Bilim insanları, mineraldeki radyoaktif element ile bozunma ürünlerinin oranını ölçerek, kayacın oluşumundan bu yana ne kadar zaman geçtiğini hesaplayabilir. Tıpkı kum saatinin üst ve alt bölmelerindeki kum miktarına bakarak geçen süreyi anlamak gibi.
Farklı radyoaktif elementler, farklı zaman dilimlerini ölçmek için kullanılır. Uranyumun kurşuna dönüşümü gibi çok uzun yarı ömürlü bozunmalar, milyarlarca yıllık kayaçların yaşını belirlemek için uygundur. Buna karşın karbonun radyoaktif bir türü, yaklaşık beş bin yedi yüz yıllık yarı ömrü nedeniyle birkaç on bin yıla kadar olan organik kalıntıların yaşını belirlemek için kullanılır. Arkeologlar, eski yerleşimlerden çıkarılan kemik, odun ve tohum gibi kalıntıların yaşını bu yöntemle belirler. Karbon tarihlemesi, milyonlarca yıllık dinozor fosillerinin yaşını belirlemek için ise kullanılamaz.
Radyometrik tarihleme yöntemleri, Dünya'nın yaşının belirlenmesinde devrim yarattı. Ellili yıllarda Amerikalı jeokimyacı Clair Patterson, göktaşlarındaki kurşun izotoplarını inceleyerek Dünya'nın yaklaşık dört buçuk milyar yaşında olduğunu hesapladı. Göktaşları, Güneş Sistemi'nin oluşumundan kalan ve büyük ölçüde değişmemiş cisimler olduğu için Dünya'nın oluşum zamanına ilişkin güvenilir bilgi sağlıyordu. Patterson'ın bulduğu değer, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Patterson'ın bu çalışma sırasında laboratuvarındaki kurşun kirliliğiyle mücadele etmesi, onu daha sonra benzinde kullanılan kurşunun çevreye verdiği zarara karşı uzun bir mücadeleye yöneltti.
Radyometrik tarihleme, jeolojik zaman ölçeğinin oluşturulmasında da temel bir rol oynamıştır. Jeologlar, kayaç katmanlarının sırasına ve içerdikleri fosillere bakarak olayların göreli sırasını uzun süredir belirleyebiliyordu. Radyometrik yöntemler ise bu sıralamaya kesin tarihler eklenmesini sağladı. Böylece dinozorların ne zaman ortaya çıktığı ve yok olduğu, ilk canlıların ne zaman ortaya çıktığı ve kıtaların ne zaman ayrıldığı gibi sorulara sayısal yanıtlar verilebildi.
Dört buçuk milyar yıllık bir zaman dilimini kavramak, insan zihni için son derece zordur. Bu süreyi bir yıla sığdırdığımızı düşünürsek, insanlığın yazılı tarihinin tamamı yılın son gecesinin son birkaç saniyesine sığar. Taşların içindeki görünmez saatler, gezegenimizin bu akıl almaz derecede uzun geçmişini okumamızı mümkün kılmıştır.