← Biyoloji

Sinir Hücreleri Arasındaki Boşluk: Sinaps

İnsan beyninde yaklaşık seksen altı milyar sinir hücresi bulunduğu tahmin edilmektedir. Ancak beynin gücü yalnızca bu hücrelerin sayısından değil, birbirleriyle kurdukları bağlantılardan kaynaklanır. Tek bir sinir hücresi, binlerce başka sinir hücresiyle bağlantı kurabilir. Bu bağlantı noktalarına sinaps adı verilir. Düşünmekten hatırlamaya, hareket etmekten duygulanmaya kadar beynin bütün işlevleri, sinapslarda gerçekleşen milyarlarca küçük iletişim olayının ortak ürünüdür.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında bilim insanları arasında, sinir sisteminin yapısı hakkında büyük bir tartışma yaşanıyordu. Bir grup, sinir hücrelerinin birbirine kesintisiz olarak bağlı devasa bir ağ oluşturduğunu savunuyordu. İspanyol bilim insanı Santiago Ramón y Cajal ise mikroskop altında yaptığı titiz gözlemlerle, sinir hücrelerinin birbirinden ayrı birimler olduğunu ve aralarında küçük boşluklar bulunduğunu ileri sürdü. Cajal'ın görüşü zamanla doğrulandı ve modern sinirbilimin temel taşlarından biri hâline geldi. Elektron mikroskobunun geliştirilmesiyle bu boşluklar doğrudan da görülebildi.

Bir sinir hücresinde bilgi, elektriksel bir sinyal olarak iletilir. Bu sinyal hücrenin uzun uzantısı boyunca ilerler ve sinapsa ulaşır. Ancak sinapstaki boşluk, elektrik sinyalinin doğrudan karşı hücreye atlamasına çoğu zaman izin vermez. Burada bilgi, kimyasal bir dile çevrilir. Sinyal sinapsa ulaştığında, hücrenin ucunda bekleyen küçük keseciklerdeki nörotransmitter adı verilen kimyasal maddeler boşluğa salınır. Bu maddeler boşluğu geçerek karşı hücrenin yüzeyindeki özel alıcılara bağlanır.

Nörotransmitterin alıcıya bağlanması, karşı hücrede yeni bir tepki başlatır. Bazı nörotransmitterler karşı hücreyi uyarır ve onun da bir sinyal üretme olasılığını artırır. Bazıları ise tam tersine karşı hücreyi baskılar ve sinyal üretmesini zorlaştırır. Bir sinir hücresi, aynı anda binlerce farklı sinapstan gelen uyarıcı ve baskılayıcı sinyalleri toplar. Bu sinyallerin toplamı belirli bir eşiği aşarsa hücre kendi sinyalini üretir. Bu açıdan her sinir hücresi, gelen bilgileri sürekli değerlendiren küçük bir karar verici gibi çalışır.

İşini bitiren nörotransmitterlerin sinaptik boşluktan hızla temizlenmesi de en az salınmaları kadar önemlidir. Aksi hâlde karşı hücre sürekli uyarılır ve yeni sinyaller ayırt edilemez. Nörotransmitterler, ya özel enzimler tarafından parçalanarak ya da salındıkları hücre tarafından geri alınarak ortadan kaldırılır. Pek çok ilaç, bu temizlik sürecini etkileyerek işe yarar. Örneğin bazı antidepresan ilaçlar, belirli bir nörotransmitterin geri alınmasını yavaşlatarak sinapsta daha uzun süre kalmasını sağlar.

Beyinde onlarca farklı nörotransmitter bulunur ve her birinin farklı işlevleri vardır. Glutamat beyindeki başlıca uyarıcı nörotransmitterdir. GABA ise en yaygın baskılayıcı nörotransmitterdir. Dopamin, ödül ve motivasyonla ilgili süreçlerde, serotonin ise duygu durumu, uyku ve iştahın düzenlenmesinde rol oynar. Ancak popüler anlatımlarda bu maddelere sıklıkla yüklenen mutluluk hormonu gibi tek boyutlu tanımlar yanıltıcıdır. Aynı nörotransmitter, beynin farklı bölgelerinde farklı alıcılara bağlanarak birbirinden çok farklı etkiler doğurabilir.

Sinapsların en olağanüstü özelliği, değişebilir olmalarıdır. Bir sinapstan sık sık sinyal geçtiğinde, bu bağlantı güçlenebilir; uzun süre kullanılmadığında ise zayıflayabilir. Bu değişebilirliğe sinaptik plastisite adı verilir. Bilim insanları, öğrenme ve belleğin temelinde bu mekanizmanın yattığını düşünmektedir. Kanadalı bir psikoloğa atfedilen ünlü bir ilke, birlikte ateşlenen sinir hücrelerinin birbirine bağlandığını ifade eder. Bir şeyi tekrar ederek öğrendiğimizde, beynimizde ilgili sinapslar güçlenir.

Sinaptik plastisite, beynin yaşam boyu değişebildiğini de gösterir. Eskiden beynin yetişkinlikte sabit bir yapıya ulaştığı düşünülürdü. Oysa bugün yetişkin beyninin de yeni deneyimlere göre bağlantılarını yeniden düzenleyebildiği bilinmektedir. Yeni bir dil öğrenmek, bir müzik aleti çalmak ya da bir beceri edinmek, beyindeki bağlantı ağını fiziksel olarak değiştirir. Bu yeteneğin çocukluk döneminde daha güçlü olduğu, yaş ilerledikçe azaldığı ancak hiçbir zaman tamamen kaybolmadığı düşünülmektedir.

Gelişim sırasında beyin, gereğinden fazla sinaps üretir. Çocukluk ve ergenlik döneminde, kullanılmayan sinapsların önemli bir kısmı budanarak ortadan kaldırılır. Bu süreç, bir bahçıvanın ağacın gereksiz dallarını budamasına benzer ve beynin daha verimli çalışmasını sağlar. Hangi bağlantıların korunacağı büyük ölçüde deneyimlere bağlıdır. Bu nedenle erken yaşlardaki zengin uyaranlar, beynin gelişimi açısından önemli kabul edilir.

Sinapslardaki bozuklukların pek çok nörolojik ve psikiyatrik durumla ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle sinapsların işleyişini anlamak, yalnızca beynin nasıl çalıştığını anlamak için değil, bu durumlar için yeni tedaviler geliştirmek için de büyük önem taşır.

Her düşünce, her anı ve her duygu, sinir hücreleri arasındaki bu mikroskobik boşluklarda gerçekleşen kimyasal konuşmaların bir sonucudur. Beynin karmaşıklığı, bu basit iletişim biriminin milyarlarca kez tekrarlanmasından doğar.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre sinapslarda bilginin kimyasal bir dile çevrilmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metnin yazarının nörotransmitterlere yüklenen "mutluluk hormonu" gibi tanımlarla ilgili görüşü aşağıdakilerden hangisidir?