← Yer Bilimleri ve İklim

Rüzgârın ve Suyun Heykelleri: Kapadokya'nın Peribacaları

Kapadokya, dünyanın en sıra dışı ve büyüleyici manzaralarından birine ev sahipliği yapar. Bölgeyi ziyaret edenler, sanki başka bir gezegene gelmiş gibi hissederler. Vadilerde yükselen konik kayalar, tepelerinde şapka gibi duran koyu renkli taşlar, kayalara oyulmuş evler, kiliseler ve yer altı kentleri, doğa ile insanın binlerce yıllık ortak eserini oluşturur. Halk arasında peribacası adı verilen bu kaya oluşumları, uzun süre perilerin yaptığına inanılan gizemli yapılar olarak görülmüştür. Oysa bu yapıların gerçek mimarları, yanardağlar, su ve rüzgârdır.

Kapadokya'nın öyküsü, milyonlarca yıl önce bölgedeki yanardağların etkin olduğu bir dönemde başlar. Bugün bölgenin simgesi olan Erciyes, Hasan ve Göllüdağ gibi yanardağlar, o dönemde sık sık patlıyor ve çevreye büyük miktarda kül ve volkanik malzeme püskürtüyordu. Bu küller, kalın katmanlar hâlinde bölgeyi kaplayarak zamanla sıkıştı ve tüf adı verilen görece yumuşak bir kayaca dönüştü. Tüf katmanlarının arasında ve üstünde ise lav akıntılarının soğumasıyla oluşan çok daha sert bazalt ve andezit gibi kayaç katmanları bulunuyordu.

Yanardağların etkinliği sona erdikten sonra, doğanın aşındırıcı güçleri bu katmanları biçimlendirmeye başladı. Yağmur suları, eriyen karlar, akarsular ve rüzgâr, milyonlarca yıl boyunca bölgedeki kayaçları yavaş yavaş aşındırdı. Bu aşınma sürecinde kayaçların sertliğindeki farklılıklar belirleyici bir rol oynadı. Yumuşak tüf katmanları hızla aşınırken, sert kayaç katmanları aşınmaya çok daha uzun süre direndi. Bu farklı aşınma hızları, peribacalarının kendine özgü biçimlerinin ortaya çıkmasını sağladı.

Peribacalarının oluşumu, aşamalı bir süreçle gerçekleşir. Önce akarsular ve yağmur suları, tüf katmanlarını oyarak vadiler ve yarıklar oluşturur. Bu yarıklar zamanla genişler ve aralarında yüksek kaya sütunları kalır. Sütunların tepesinde sert bir kayaç parçası bulunuyorsa, bu parça altındaki yumuşak tüfü yağmurun ve rüzgârın aşındırıcı etkisinden korur. Bir şemsiye gibi işlev gören bu sert başlık sayesinde, altındaki tüf çevresine göre daha yavaş aşınır ve konik bir sütun biçimi ortaya çıkar. Bu nedenle pek çok peribacasının tepesinde, koyu renkli bir kaya başlığı görülür.

Ancak bu koruma sonsuza kadar sürmez. Aşınma devam ettikçe, sert başlığın altındaki tüf giderek incelir. Sonunda başlık dengesini kaybederek düşer. Başlığını kaybeden peribacası, artık korunmasız kaldığı için çok daha hızlı aşınır ve zamanla yok olur. Bu nedenle bugün gördüğümüz peribacaları, sürekli değişen bir manzaranın yalnızca bir anını temsil eder. Bazı peribacaları yok olurken, aşınmanın sürmesiyle yeni peribacaları da oluşmaktadır. Kapadokya'nın manzarası, insan ömrüyle kıyaslanamayacak kadar yavaş da olsa sürekli olarak yeniden şekillenir.

Tüfün yumuşak yapısı, insanların bu bölgede binlerce yıl boyunca yaşamını da şekillendirmiştir. Tüf, basit aletlerle bile kolayca oyulabilir. Ancak havayla temas ettikten sonra sertleşme eğilimi gösterir. Bu özellikler, bölgede yaşayan insanların kayalara evler, ambarlar, güvercinlikler ve kiliseler oymasına olanak tanımıştır. Ayrıca tüfün iyi bir yalıtım malzemesi olması sayesinde bu oyma mekânlar, yazın serin, kışın ise görece ılık kalır. Bölgede bugün bile kayalara oyulmuş mekânlar, depo ve otel olarak kullanılmaktadır.

Kapadokya'nın en etkileyici insan eserlerinden biri, yer altı kentleridir. Derinkuyu ve Kaymaklı gibi yer altı kentleri, yerin altında katlar hâlinde uzanan, binlerce kişiyi barındırabilecek kadar geniş yapılardır. Bu kentlerde yaşam alanları, ahırlar, şarap ve yağ üretim yerleri, su kuyuları ve havalandırma bacaları bulunur. Kentlerin girişleri, büyük ve yuvarlak taş kapılarla içeriden kapatılabilirdi. Bu yer altı kentlerinin, tarih boyunca bölgede yaşayan toplulukların savaşlar ve saldırılar sırasında sığınak olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Bizans döneminde Kapadokya, önemli bir Hristiyan merkezi hâline geldi. Bölgedeki kayalara oyulan yüzlerce kilise ve manastırın duvarları, renkli fresklerle süslendi. Göreme Açık Hava Müzesi'nde bulunan kiliseler, bu dönemin sanatsal mirasının en iyi korunmuş örnekleri arasındadır. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya'nın kaya yerleşimleri, hem doğal hem de kültürel değerleri nedeniyle 1985 yılında Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.

Bugün Kapadokya, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan bir turizm merkezidir. Gün doğumunda vadilerin üzerinde süzülen yüzlerce sıcak hava balonu, bölgenin en bilinen görüntülerinden biri hâline gelmiştir. Ancak artan turizm, bölgenin hassas doğal ve kültürel mirasının korunması konusunda yeni sorumluluklar da getirmektedir. Peribacalarının ve kaya yapılarının kontrolsüz kullanımı ve yapılaşma, bu eşsiz mirasa zarar verebilir.

Kapadokya, yanardağların ateşi, suyun sabrı ve rüzgârın gücüyle şekillenmiş, insanların binlerce yıllık emeğiyle zenginleşmiş benzersiz bir yerdir. Bu manzara, doğal süreçlerin ne kadar etkileyici eserler yaratabileceğini ve insanın doğayla nasıl uyum içinde yaşayabileceğini gösterir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre pek çok peribacasının konik biçimini korumasını sağlayan etken aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metinde tüfün özellikleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?