← Kimya

Mucize Malzemeden Küresel Soruna: Plastiğin Öyküsü

Yirminci yüzyılın başında Belçika asıllı Amerikalı kimyacı Leo Baekeland, tamamen yapay olarak üretilen ilk plastiği geliştirdi. Bakalit adı verilen bu malzeme sert, dayanıklı ve elektriği iletmeyen bir maddeydi. Kısa sürede telefonlardan radyolara, elektrik prizlerinden mutfak eşyalarına kadar pek çok üründe kullanılmaya başlandı. Baekeland'ın buluşu, insanlığın malzemelerle ilişkisini kökten değiştirecek bir çağın başlangıcı oldu. Bugün plastikler, yaşamımızın neredeyse her alanında karşımıza çıkmaktadır.

Plastiklerin temelinde, polimer adı verilen dev moleküller bulunur. Polimer, monomer adı verilen küçük moleküllerin binlerce kez birbirine bağlanarak uzun zincirler oluşturmasıyla meydana gelir. Bu yapı, birbirine eklenen ataçlardan oluşan uzun bir zincire benzetilebilir. Kullanılan monomerin türü, zincirlerin uzunluğu ve zincirlerin birbirine nasıl bağlandığı, plastiğin özelliklerini belirler. Bu sayede kimyacılar, esnek bir poşetten sert bir kaska, şeffaf bir şişeden ısıya dayanıklı bir tencere sapına kadar birbirinden çok farklı malzemeler üretebilir.

Plastiklerin bu kadar hızlı yaygınlaşmasının birkaç nedeni vardır. Plastikler hafiftir, ucuzdur, kolayca biçimlendirilebilir ve suya, kimyasallara ve çürümeye karşı dayanıklıdır. Tıpta tek kullanımlık şırıngalar, serum torbaları ve eldivenler, enfeksiyonların önlenmesinde büyük bir rol oynamıştır. Gıda ambalajları, yiyeceklerin daha uzun süre bozulmadan saklanmasını sağlayarak gıda israfını azaltmıştır. Hafif plastik parçalar, araçların ve uçakların daha az yakıt tüketmesine katkıda bulunmuştur.

Ancak plastikleri bu kadar yararlı kılan dayanıklılık, aynı zamanda onları ciddi bir çevre sorununa da dönüştürmüştür. Doğadaki mikroorganizmaların büyük çoğunluğu, plastiklerin uzun polimer zincirlerini parçalayabilecek enzimlere sahip değildir. Bu nedenle plastikler doğada yüzlerce yıl boyunca varlığını sürdürebilir. Yirminci yüzyılın ortalarından bu yana üretilen plastiklerin önemli bir kısmının hâlâ bir biçimde çevrede bulunduğu tahmin edilmektedir.

Sorunun büyüklüğü, plastik üretiminin hızlı artışıyla daha da belirginleşmektedir. Dünyada üretilen plastiğin büyük bir kısmı, ambalajlar gibi yalnızca bir kez kullanılıp atılan ürünlerde kullanılır. Bu ürünlerin yalnızca küçük bir bölümü geri dönüştürülür. Geri kalanı ya çöp depolama alanlarına gömülür, ya yakılır ya da çevreye karışır. Nehirler aracılığıyla denizlere ulaşan plastik atıklar, okyanus akıntılarıyla taşınarak bazı bölgelerde büyük birikimler oluşturur.

Deniz canlıları, bu atıklardan doğrudan etkilenir. Deniz kaplumbağaları, plastik poşetleri besin kaynakları olan denizanalarıyla karıştırarak yutabilir. Deniz kuşlarının midelerinde büyük miktarlarda plastik parçalarına rastlanmıştır. Balıklar ve deniz memelileri ise terk edilmiş balık ağlarına takılarak yaralanabilir ya da ölebilir. Bu görüntüler, plastik kirliliği konusundaki kamuoyu farkındalığının artmasında önemli bir rol oynamıştır.

Son yıllarda bilim insanlarının en çok dikkatini çeken konu ise mikroplastiklerdir. Mikroplastikler, boyutu birkaç milimetrenin altında olan plastik parçacıklarıdır. Bunların bir kısmı, büyük plastik atıkların güneş ışığı, dalgalar ve sürtünmenin etkisiyle zamanla küçük parçalara ayrılmasıyla oluşur. Bir kısmı ise sentetik kumaşların yıkanması sırasında kopan lifler ya da araç lastiklerinin aşınması gibi kaynaklardan doğrudan çevreye karışır. Plastikler doğada tamamen yok olmaz; yalnızca giderek daha küçük parçalara bölünür.

Mikroplastikler bugün dünyanın hemen her yerinde bulunmaktadır. En derin okyanus çukurlarından en yüksek dağların zirvelerine, kutup buzullarından içme suyuna kadar pek çok ortamda tespit edilmiştir. Araştırmacılar, mikroplastiklerin deniz ürünleri, tuz ve hatta solunan hava aracılığıyla insan bedenine de girebildiğini göstermiştir. Bazı çalışmalarda insan kanında ve çeşitli dokularda mikroplastik parçacıklarına rastlanmıştır. Ancak bu parçacıkların insan sağlığı üzerindeki etkileri henüz tam olarak anlaşılmış değildir ve bu konudaki araştırmalar sürmektedir.

Plastik kirliliğine karşı çeşitli çözümler önerilmektedir. Pek çok ülke, tek kullanımlık plastik poşetler ve pipetler gibi ürünlere kısıtlamalar getirmiş ya da bunları ücretli hâle getirmiştir. Geri dönüşüm sistemlerinin iyileştirilmesi de önemli bir hedeftir. Ancak her plastik türü kolayca geri dönüştürülemez ve geri dönüştürülen plastiklerin kalitesi çoğu zaman düşer. Bu nedenle uzmanlar, asıl önceliğin gereksiz plastik tüketimini azaltmak ve ürünleri yeniden kullanılabilir biçimde tasarlamak olması gerektiğini vurgular.

Bilim insanları, doğada daha kolay parçalanabilen biyobozunur plastikler de geliştirmektedir. Bu malzemelerin bir kısmı mısır nişastası ya da şeker kamışı gibi bitkisel kaynaklardan üretilir. Ancak biyobozunur olarak tanıtılan bazı plastikler yalnızca endüstriyel kompost tesislerindeki yüksek sıcaklıklarda parçalanabilir ve doğada ya da denizde normal plastikler kadar uzun süre kalabilir. Ayrıca bazı araştırmacılar, plastiği parçalayabilen bakteri ve enzimler keşfetmiştir. Bu keşifler umut verici olsa da sorunun büyüklüğü düşünüldüğünde tek başına bir çözüm sunmaktan uzaktır.

Plastiğin öyküsü, bir malzemenin üstünlüklerinin, farklı bir bakış açısından değerlendirildiğinde nasıl ciddi sorunlara dönüşebileceğini gösterir. Bir zamanlar mucize malzeme olarak görülen plastik, bugün insanlığın tüketim alışkanlıklarını ve üretim biçimlerini yeniden düşünmesini gerektiren küresel bir sorunun simgesi hâline gelmiştir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre plastikleri yararlı kılan bir özelliğin aynı zamanda çevre sorununa yol açmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metinde biyobozunur plastiklerle ilgili olarak vurgulanan düşünce aşağıdakilerden hangisidir?