← Kimya

Kirliliği Kaynağında Önlemek: Yeşil Kimya

Yirminci yüzyıl boyunca kimya sanayisi, insanlığa ilaçlardan gübrelere, plastiklerden boyalara kadar sayısız ürün kazandırdı. Ancak bu üretimin önemli bir bedeli de vardı. Fabrikalar büyük miktarlarda zehirli atık üretiyor, bazı kimyasal maddeler çevrede birikerek canlılara zarar veriyor ve kimyasal kazalar ciddi felaketlere yol açabiliyordu. Uzun süre boyunca bu sorunlara verilen yanıt, ortaya çıkan atıkları arıtmak, depolamak ya da zararlarını sınırlamaya çalışmaktı. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ise farklı bir yaklaşım gündeme geldi: Kirliliği oluştuktan sonra temizlemek yerine, hiç oluşmamasını sağlamak.

Bu yaklaşım, yeşil kimya adıyla tanınmaya başladı. Yeşil kimya, kimyasal ürünlerin ve süreçlerin, tehlikeli maddelerin kullanımını ve üretimini azaltacak ya da tamamen ortadan kaldıracak biçimde tasarlanmasını amaçlar. Doksanlı yılların sonunda iki Amerikalı kimyacı, bu yaklaşımın temel ilkelerini on iki madde hâlinde özetledi. Bu ilkeler, kimyacıların ürün ve süreç tasarlarken göz önünde bulundurması gereken bir yol haritası işlevi görür ve bugün dünyanın pek çok üniversitesinde kimya eğitiminin bir parçası olarak öğretilmektedir.

Yeşil kimyanın ilk ve en temel ilkesi, atığı önlemenin, atığı oluştuktan sonra arıtmaktan ya da temizlemekten daha iyi olduğudur. Bu ilke basit görünse de kimya sanayisinin geleneksel düşünme biçiminde köklü bir değişiklik anlamına gelir. Geleneksel yaklaşımda bir tepkimenin başarısı genellikle elde edilen ürün miktarıyla ölçülürdü. Yeşil kimya ise tepkimeye giren maddelerin ne kadarının istenen ürüne dönüştüğüne, ne kadarının ise atığa gittiğine de bakılmasını önerir.

Bu düşünceyi ölçmek için atom ekonomisi adı verilen bir kavram geliştirilmiştir. Atom ekonomisi, tepkimeye giren atomların ne kadarının son ürünün yapısında yer aldığını gösterir. Bir tepkime yüksek verimle gerçekleşse bile, kullanılan maddelerin büyük kısmı yan ürün olarak atığa gidiyorsa, o tepkimenin atom ekonomisi düşüktür. Yeşil kimya, atomların mümkün olduğunca büyük kısmının ürüne dönüştüğü tepkimelerin tasarlanmasını teşvik eder.

Yeşil kimyanın bir başka önemli ilkesi, daha güvenli çözücüler kullanmaktır. Kimya sanayisinde tepkimelerin pek çoğu, maddeleri çözmek için kullanılan sıvılar içinde gerçekleştirilir. Bu çözücülerin bir kısmı zehirli, yanıcı ya da çevreye zararlıdır ve kullanıldıktan sonra büyük miktarlarda atık oluşturur. Yeşil kimya, mümkün olduğunda zararsız çözücülerin, örneğin suyun kullanılmasını ya da tepkimelerin hiç çözücü kullanılmadan gerçekleştirilmesini önerir. Bazı süreçlerde, yüksek basınç altında sıvı gibi davranan karbondioksit çözücü olarak kullanılmaktadır.

Kahvenin kafeininden arındırılması, bu yaklaşımın tanınmış bir örneğidir. Geçmişte kafeinsiz kahve üretiminde, kafeini çözmek için sağlık ve çevre açısından kaygı verici bazı organik çözücüler kullanılıyordu. Günümüzde ise pek çok üretici, yüksek basınç altındaki karbondioksiti kullanarak kafeini çekirdeklerden ayırmaktadır. Bu yöntemde karbondioksit, işlem sonunda basınç düşürüldüğünde gaz hâline dönerek kolayca uzaklaştırılır ve yeniden kullanılabilir. Böylece hem daha güvenli bir ürün elde edilir hem de zararlı çözücü atıkları ortadan kalkar.

Katalizörlerin kullanımı da yeşil kimyanın temel araçlarından biridir. Katalizörler, tepkimelerin daha düşük sıcaklıklarda ve daha az enerjiyle gerçekleşmesini sağlar. Ayrıca istenmeyen yan ürünlerin oluşmasını azaltarak tepkimeleri daha seçici hâle getirebilir. Canlıların kullandığı enzimlerden yararlanan biyokatalizörler, ilaç sanayisinde giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bazı ilaçların üretiminde, eski yöntemlerle karşılaştırıldığında atık miktarını büyük ölçüde azaltan enzim tabanlı süreçler geliştirilmiştir.

Yeşil kimya, yalnızca üretim süreçleriyle değil, ürünlerin kendisiyle de ilgilenir. Bu yaklaşıma göre kimyasal ürünler, işlevlerini yerine getirdikten sonra çevrede birikmeyecek, zararsız maddelere parçalanacak biçimde tasarlanmalıdır. Geçmişte kullanılan bazı tarım ilaçlarının doğada uzun süre parçalanmadan kalması ve besin zinciri boyunca birikerek canlılara zarar vermesi, bu ilkenin neden önemli olduğunu acı biçimde göstermiştir.

Yenilenebilir hammaddelerin kullanılması da yeşil kimyanın hedefleri arasındadır. Kimya sanayisi uzun süre büyük ölçüde petrol ve doğal gaz gibi fosil kaynaklara dayandı. Yeşil kimya, bu kaynaklar yerine bitki atıkları, odun ve şeker kamışı gibi yenilenebilir kaynaklardan yararlanmayı teşvik eder. Bitkisel kaynaklardan üretilen bazı plastikler ve kimyasallar, bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alır.

Yeşil kimyanın yaygınlaşmasının önünde bazı engeller de vardır. Mevcut fabrikaların yeni süreçlere uyarlanması yüksek maliyetler gerektirebilir. Bazı yeşil alternatifler, geleneksel yöntemler kadar ucuz ya da verimli olmayabilir. Ancak pek çok şirket, atık miktarının azalmasının, enerji tasarrufunun ve daha güvenli çalışma koşullarının uzun vadede ekonomik kazanç da sağladığını fark etmektedir. Yeşil kimya, bu açıdan bakıldığında çevre ile ekonomi arasında bir seçim yapmak yerine her ikisini birlikte gözeten bir yaklaşım sunar.

Yeşil kimya, kimyanın sorunların kaynağı olarak değil, çözümün bir parçası olarak görülmesini sağlayan önemli bir dönüşümü temsil eder. Bu yaklaşım, bilim insanlarının yalnızca neyin üretilebileceğini değil, nasıl üretilmesi gerektiğini de sorgulamasını gerektirir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre "atom ekonomisi" kavramının ölçtüğü şey aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metinde kafeinsiz kahve üretimi örneğinin verilmesinin amacı aşağıdakilerden hangisidir?