Buzun Altındaki Okyanuslar: Europa ve Enceladus
Uzun yıllar boyunca bilim insanları, Güneş Sistemi'nde yaşam barındırabilecek yerleri ararken gözlerini öncelikle Güneş'e yakın kayalık gezegenlere, özellikle de Mars'a çevirdi. Güneş'ten çok uzaktaki dev gezegenlerin uyduları ise donmuş, cansız ve ilgi çekici olmayan dünyalar olarak görülüyordu. Bu bölgelerde Güneş'in ısısı o kadar zayıftır ki yüzeydeki sıcaklıklar sıfırın çok altındadır. Ancak son birkaç on yılda yapılan keşifler, bu buzlu uyduların bazılarının kalın buz kabuklarının altında geniş sıvı su okyanusları sakladığını ortaya koydu.
Bu uyduların en ünlülerinden biri, Jüpiter'in dört büyük uydusundan biri olan Europa'dır. Europa, Ay'dan biraz daha küçüktür ve yüzeyi pürüzsüz bir buz tabakasıyla kaplıdır. Uzay araçlarının çektiği fotoğraflar, bu buz yüzeyinin çatlaklar, sırtlar ve kırılmış buz levhalarıyla dolu olduğunu gösterdi. Bazı bölgelerde buz levhaları, kutuplardaki deniz buzlarına benzer biçimde kırılmış, kaymış ve yeniden donmuş gibi görünüyordu. Yüzeyde çok az krater bulunması ise yüzeyin jeolojik açıdan genç olduğunu ve sürekli yenilendiğini düşündürüyordu.
Europa'nın buz kabuğunun altında bir okyanus bulunduğuna dair en güçlü kanıt, manyetik ölçümlerden geldi. Doksanlı yıllarda Jüpiter'in çevresinde dolaşan bir uzay aracı, Europa'nın yakınından geçerken uydunun Jüpiter'in güçlü manyetik alanına tepki olarak kendi manyetik alanını ürettiğini tespit etti. Bu durum, Europa'nın içinde elektriği iletebilen bir katman bulunduğunu gösteriyordu. Bu katmanın en olası açıklaması, tuzlu sudan oluşan geniş bir okyanustu. Bazı hesaplamalara göre Europa'nın okyanusu, Dünya'daki bütün okyanusların toplamından daha fazla su içeriyor olabilir.
Peki Güneş'ten bu kadar uzaktaki bir uyduda su nasıl donmadan kalabilmektedir? Bu sorunun yanıtı, gelgit ısınması adı verilen bir olayda yatar. Europa, Jüpiter'in çevresinde tam olarak dairesel olmayan bir yörüngede döner. Bu nedenle Jüpiter'e bazen biraz daha yakın, bazen biraz daha uzak olur. Jüpiter'in son derece güçlü kütle çekimi, Europa'yı sürekli olarak sıkıştırır ve gevşetir. Bu sürekli esneme, uydunun içinde sürtünme yoluyla ısı üretir. Bir ataşı tekrar tekrar büktüğümüzde ısınmasına benzer bu süreç, okyanusun donmasını engelleyecek kadar ısı sağlar.
Satürn'ün küçük uydusu Enceladus ise daha da şaşırtıcı bir sürpriz sundu. Enceladus, yalnızca beş yüz kilometre kadar çapında, buzla kaplı küçük bir dünyadır. 2005 yılında Satürn'ün çevresinde dolaşan bir uzay aracı, Enceladus'un güney kutbu bölgesindeki çatlaklardan uzaya su buharı ve buz kristalleri fışkırdığını keşfetti. Bu fışkırmalar, uydunun buz kabuğunun altındaki bir okyanustan kaynaklanıyordu. Bilim insanları, adeta uzaydan doğal bir gayzerin içinden geçme fırsatı elde etmişti.
Uzay aracı, bu fışkırmaların içinden defalarca geçerek onların bileşimini doğrudan analiz etti. Sonuçlar son derece heyecan vericiydi. Fışkırmalarda su buharının yanı sıra tuzlar, organik moleküller ve hidrojen gazı bulundu. Hidrojen gazının varlığı, okyanus tabanında Dünya'daki derin deniz bacalarına benzer hidrotermal etkinliklerin bulunabileceğini düşündürüyordu. Dünya'da bu tür bacaların çevresinde, güneş ışığına hiç ihtiyaç duymadan kimyasal enerjiyle yaşayan zengin ekosistemler bulunur.
Bu bulgular, Europa ve Enceladus'u Güneş Sistemi'nde yaşam aramak için en umut verici hedefler arasına yerleştirmiştir. Bilim insanlarına göre bildiğimiz yaşamın var olabilmesi için üç temel unsur gereklidir: sıvı su, bir enerji kaynağı ve karbon gibi temel kimyasal elementler. Bu iki uydunun her üç unsura da sahip olabileceğine dair kanıtlar vardır. Elbette bu, orada yaşam bulunduğu anlamına gelmez. Ancak bu okyanusların incelenmesi, yaşamın evrende ne kadar yaygın olabileceği sorusuna önemli ipuçları sağlayabilir.
Bu keşifler, yaşanabilir bölge kavramının da yeniden düşünülmesine yol açmıştır. Geleneksel olarak yaşanabilir bölge, bir yıldızın çevresinde yüzeyde sıvı suyun bulunabileceği uzaklık aralığı olarak tanımlanır. Oysa buzlu uydular, sıvı suyun yıldızdan çok uzak bölgelerde de gelgit ısınması gibi süreçler sayesinde yüzeyin altında var olabileceğini göstermektedir. Bu da evrende yaşam barındırabilecek ortamların sanıldığından çok daha fazla olabileceği anlamına gelir.
Bilim insanları, bu uyduları daha ayrıntılı incelemek için yeni görevler planlamış ve bazılarını başlatmıştır. Bu görevler, buz kabuklarının kalınlığını ölçmeyi, okyanusların bileşimini araştırmayı ve yaşamın olası izlerini aramayı amaçlamaktadır. Güneş Sistemi'nin karanlık ve soğuk kenarlarında, kalın buz örtülerinin altında, belki de insanlığın en büyük sorularından birinin yanıtı saklıdır.