← Astronomi ve Uzay

Bir Gezegenin Düşüşü: Plüton Tartışması

1930 yılında Amerika'daki bir gözlemevinde çalışan yirmi dört yaşındaki Clyde Tombaugh, haftalar süren titiz bir çalışmanın ardından tarihî bir keşif yaptı. Tombaugh, gökyüzünün aynı bölgesinin birkaç gün arayla çekilmiş fotoğraflarını özel bir cihazla karşılaştırarak, yıldızların arasında yer değiştiren küçük bir ışık noktası buldu. Bu nokta, Neptün'ün ötesinde Güneş'in çevresinde dönen yeni bir gök cismiydi. Keşif, dünya çapında büyük bir ilgi uyandırdı ve yeni cisim, Güneş Sistemi'nin dokuzuncu gezegeni olarak kabul edildi.

Yeni gezegene ad verilmesi için yapılan çağrıya, dünyanın dört bir yanından öneriler geldi. Bu öneriler arasında, İngiltere'de yaşayan on bir yaşındaki bir kız çocuğunun önerisi seçildi. Çocuk, mitolojide yeraltı dünyasının tanrısı olan Plüton adını önermişti. Bu ad, Güneş'ten çok uzaktaki karanlık ve soğuk bir dünya için son derece uygun bulundu. Ayrıca adın ilk iki harfi, gezegenin varlığını öngören gökbilimci Percival Lowell'ın baş harfleriyle örtüşüyordu. Plüton, yetmiş yılı aşkın bir süre boyunca okul kitaplarında Güneş Sistemi'nin dokuzuncu gezegeni olarak yer aldı.

Ancak Plüton, başından beri diğer gezegenlerden farklı bir cisimdi. İlk başta Dünya büyüklüğünde olabileceği düşünülmüştü; ancak sonraki ölçümler onun sanıldığından çok daha küçük olduğunu gösterdi. Bugün Plüton'un çapının Ay'ın çapından bile daha küçük olduğu bilinmektedir. Plüton'un yörüngesi de alışılmadıktır. Diğer gezegenlerin yörüngeleri neredeyse aynı düzlemde bulunurken, Plüton'un yörüngesi bu düzleme göre belirgin biçimde eğiktir. Ayrıca yörüngesi o kadar basık bir elipstir ki Plüton, yörüngesinin bir bölümünde Neptün'den daha fazla Güneş'e yaklaşır.

Plüton'un durumunu kökten değiştiren gelişme, doksanlı yıllardan itibaren yapılan keşifler oldu. Gökbilimciler, Neptün'ün ötesinde Güneş'in çevresinde dönen çok sayıda küçük buzlu cisim keşfetmeye başladı. Bu cisimlerin oluşturduğu bölgeye, varlığını önceden öngören bilim insanlarından birinin adıyla Kuiper kuşağı adı verildi. Kuiper kuşağı, Mars ile Jüpiter arasındaki asteroit kuşağına benzer; ancak çok daha geniştir ve büyük ölçüde buzlu cisimlerden oluşur. Plüton'un bu kuşağın en büyük üyelerinden biri olduğu anlaşıldı.

Asıl sorun, 2005 yılında Kuiper kuşağının ötesinde Plüton'a benzer büyüklükte ve hatta ondan biraz daha kütleli bir cismin keşfedilmesiyle ortaya çıktı. Mitolojide anlaşmazlık tanrıçasının adıyla anılacak olan bu cisim, gökbilimcileri zor bir soruyla karşı karşıya bıraktı. Eğer Plüton bir gezegense, bu yeni cisim de gezegen sayılmalıydı. Ancak Kuiper kuşağında benzer büyüklükte başka cisimlerin de bulunması bekleniyordu. Bu durumda Güneş Sistemi'ndeki gezegen sayısı, onlarla ifade edilebilecek kadar artabilirdi.

Bu sorunu çözmek için Uluslararası Astronomi Birliği, 2006 yılında Prag'da yapılan bir toplantıda gezegen kavramını ilk kez resmî olarak tanımladı. Bu tanıma göre bir gök cisminin gezegen sayılabilmesi için üç koşulu sağlaması gerekiyordu. Birincisi, Güneş'in çevresinde dönmesi gerekiyordu. İkincisi, kendi kütle çekiminin etkisiyle yaklaşık olarak küresel bir biçim alacak kadar büyük olmalıydı. Üçüncüsü ise yörüngesinin çevresini diğer cisimlerden büyük ölçüde temizlemiş olması gerekiyordu. Plüton ilk iki koşulu sağlıyor, ancak Kuiper kuşağının diğer cisimleriyle aynı bölgeyi paylaştığı için üçüncü koşulu sağlamıyordu.

Bu tanım sonucunda Plüton, gezegen olarak değil, yeni oluşturulan cüce gezegen kategorisinde sınıflandırıldı. Böylece Güneş Sistemi'ndeki gezegen sayısı sekize indi. Bu karar, bilim dünyasında ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Bazı gökbilimciler, tanımın özellikle üçüncü koşulunun belirsiz olduğunu ve bilimsel açıdan yetersiz kaldığını savundu. Karar, toplantının son gününde salonda bulunan görece küçük bir grup bilim insanının oylarıyla alındığı için de eleştirildi.

Kamuoyunun tepkisi de son derece güçlü oldu. Pek çok insan, çocukluklarından beri öğrendikleri dokuz gezegenli Güneş Sistemi'nin değişmesine itiraz etti. Özellikle Plüton'un keşfedildiği Amerika'da bu karar, duygusal bir kayıp gibi algılandı. Bazı eyaletlerde Plüton'un gezegenlik statüsünü savunan sembolik kararlar bile alındı. Bu tepkiler, bilimsel sınıflandırmaların zaman zaman kültürel ve duygusal anlamlar da taşıyabileceğini gösterdi.

İronik biçimde, Plüton'un gezegen statüsünü kaybetmesinden kısa bir süre sonra, bu küçük dünya hakkındaki bilgilerimiz büyük ölçüde arttı. 2015 yılında Plüton'un yakınından geçen bir uzay aracı, onun şaşırtıcı derecede karmaşık bir dünya olduğunu ortaya koydu. Fotoğraflarda azot buzundan oluşan geniş düzlükler, su buzundan dağlar, ince bir atmosfer ve kalp biçiminde dev bir bölge görüldü. Bu görüntüler, Plüton'un jeolojik olarak hâlâ etkin olabileceğini düşündürdü.

Plüton tartışması, bilimsel kategorilerin doğanın kendisinden çok, insanların doğayı anlamak için oluşturduğu araçlar olduğunu hatırlatır. Yeni bilgiler ortaya çıktıkça bu kategorilerin yeniden düşünülmesi, bilimin kendini düzeltme sürecinin doğal bir parçasıdır. Plüton'un kendisi ise biz onu nasıl adlandırırsak adlandıralım, Güneş Sistemi'nin uzak ve gizemli köşesinde yolculuğunu sürdürmektedir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Plüton'un gezegen olarak sınıflandırılmamasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Bu metnin son paragrafında vurgulanan düşünce aşağıdakilerden hangisidir?