← Psikoloji

Belleğin Yeniden Yazılması: Sahte Anılar

Çoğumuz belleğimizi, yaşadıklarımızı olduğu gibi kaydeden bir video kamera gibi düşünürüz. Bir anıyı hatırladığımızda, sanki o kaydı yeniden izliyormuşuz gibi hissederiz. Ancak Amerikalı psikolog Elizabeth Loftus'un onlarca yıl süren araştırmaları, bu benzetmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu gösterdi. Loftus'a göre bellek, bir kayıt değil, her hatırlayışta yeniden kurulan bir yapıdır ve bu yapı, sandığımızdan çok daha kolay değişebilir.

1974'te Loftus ve meslektaşı John Palmer'ın yaptığı deney, bu alandaki en bilinen çalışmalardan biridir. Katılımcılara bir trafik kazasını gösteren kısa bir film izletildi. Ardından katılımcılara arabaların hızını tahmin etmeleri istendi. Ancak soru, farklı gruplara farklı sözcüklerle soruldu. Bir gruba "Arabalar birbirine çarptığında ne kadar hızlı gidiyordu?" diye sorulurken, diğer gruba "Arabalar birbirine değdiğinde" ya da "birbirine bindirdiğinde" gibi farklı fiiller kullanıldı.

Sorunun içindeki tek bir sözcük, katılımcıların tahminlerini belirgin biçimde etkiledi. Daha şiddetli bir çarpışmayı çağrıştıran fiilin kullanıldığı grup, arabaların çok daha hızlı gittiğini tahmin etti. Daha da ilginci, bir hafta sonra katılımcılara olay yerinde kırık cam görüp görmedikleri soruldu. Filmde hiç kırık cam yoktu; ancak şiddetli fiille sorgulanan katılımcıların önemli bir kısmı kırık cam gördüğünü hatırladığını söyledi.

Loftus daha sonra çok daha çarpıcı bir soruya yöneldi: İnsanlara hiç yaşamadıkları bir olayın anısı yerleştirilebilir mi? Bir araştırmada katılımcılara, aile üyelerinden alınan gerçek çocukluk anılarının yanı sıra, çocukken bir alışveriş merkezinde kaybolduklarına ilişkin uydurma bir hikâye anlatıldı. Katılımcıların yaklaşık dörtte biri, birkaç görüşmenin ardından bu hiç yaşanmamış olayı kısmen ya da tamamen hatırladığını söyledi. Bazıları olaya ayrıntılar da ekledi.

Bu bulgular, hukuk alanında büyük bir önem taşır. Pek çok mahkeme kararı, tanıkların ifadelerine dayanır. Ancak tanıkların belleği, olaydan sonra duydukları haberlerden, polisin soruları sorma biçiminden ya da diğer tanıklarla yaptıkları konuşmalardan etkilenebilir. Amerika'da sonradan DNA kanıtıyla suçsuz olduğu anlaşılan mahkûmların davalarının önemli bir bölümünde, yanlış tanık teşhisinin rol oynadığı belirlenmiştir. Tanıklar çoğu zaman yalan söylemiyordu; yanlış bir anıya içtenlikle inanıyorlardı.

Belleğin bu esnekliği, ilk bakışta bir kusur gibi görünebilir. Ancak bazı araştırmacılar, bunun aslında işlevsel bir özellik olduğunu savunur. Belleğin amacı geçmişi kusursuz biçimde saklamak değil, geleceğe yönelik karar vermemize yardımcı olmaktır. Yeni bilgilerle güncellenebilen esnek bir bellek, değişen dünyaya uyum sağlamamızı kolaylaştırır. Bu esnekliğin bedeli ise zaman zaman hatalı anılardır.

Sahte anılar konusundaki araştırmalar, bazı tartışmalara da yol açmıştır. Özellikle terapi süreçlerinde "bastırılmış" olduğu düşünülen anıların yönlendirici sorularla ortaya çıkarılması, gerçekte yaşanmamış olayların hatırlanmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmanlar, anıları ortaya çıkarmaya yönelik yöntemlerde son derece dikkatli olunması gerektiğini vurgular.

Loftus'un çalışmaları bize alçakgönüllülüğü öğretir. Bir anıdan ne kadar emin olursak olalım, bu emin olma duygusu onun doğruluğunun garantisi değildir. Belki de en kesin hatırladığımız anılarımız bile, zihnimizin geçmişi yeniden anlatma biçimidir.

Okuduğunu sına

ÖSYM tarzı
Soru 1Bu metne göre Loftus'un bellek anlayışı aşağıdakilerden hangisidir?
Soru 2Metinde tanıkların "yalan söylemediği" ama yanlış ifade verdiğinin belirtilmesiyle vurgulanan düşünce aşağıdakilerden hangisidir?