Gökyüzündeki Su: Bulutlar ve Yağmurun Oluşumu
Bulutlar, gökyüzünün sürekli değişen ve hiçbir zaman tam olarak aynı biçimde tekrarlanmayan süsleridir. Kimi zaman pamuk yığınları gibi kabarık, kimi zaman ince tüyler gibi narin, kimi zaman ise gökyüzünü kaplayan gri bir örtü gibi görünürler. Ancak bulutlar yalnızca güzel manzaralar sunmakla kalmaz. Gezegenimizin su döngüsünün temel bir parçasıdır ve iklimin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Bir bulutun içinde, gözümüzle göremediğimiz karmaşık fiziksel süreçler sürekli olarak işler.
Bulutların oluşumu, havadaki görünmez su buharıyla başlar. Okyanuslardan, göllerden, nehirlerden ve bitkilerin yapraklarından buharlaşan su, gaz hâlinde atmosfere karışır. Havanın taşıyabileceği su buharı miktarı, sıcaklığına bağlıdır. Sıcak hava, soğuk havaya göre çok daha fazla su buharı tutabilir. Hava soğuduğunda ise taşıyabileceği su buharı miktarı azalır. Belirli bir sıcaklığa kadar soğuyan havanın içindeki su buharı, yoğunlaşarak küçük su damlacıklarına dönüşmeye başlar. Bu sıcaklığa çiy noktası adı verilir.
Havayı soğutan en önemli süreç, havanın yükselmesidir. Hava yükseldikçe çevresindeki basınç azalır ve hava genişler. Genişleyen hava, dışarıdan ısı almasa bile soğur. Bu nedenle yükselen hava kütleleri, belirli bir yükseklikte çiy noktasına ulaşarak bulut oluşturur. Havanın yükselmesine yol açan farklı süreçler vardır. Güneşin ısıttığı yeryüzünden yükselen sıcak hava, dağların yamaçları boyunca tırmanmak zorunda kalan rüzgârlar ve sıcak ile soğuk hava kütlelerinin karşılaştığı bölgelerde sıcak havanın soğuk havanın üzerine çıkması bu süreçlerin başlıcalarıdır.
Ancak su buharının yoğunlaşabilmesi için yalnızca soğuma yeterli değildir. Su buharı molekülleri, tamamen temiz bir havada kendi başlarına bir araya gelerek damlacık oluşturmakta güçlük çeker. Damlacıkların oluşabilmesi için, su buharının üzerinde yoğunlaşabileceği küçük parçacıklara ihtiyaç vardır. Toz, deniz tuzu kristalleri, polen, duman ve volkanik kül gibi parçacıklar bu işlevi görür. Bu parçacıklara yoğunlaşma çekirdekleri adı verilir. Bir bulutun içindeki her damlacık, merkezinde böyle küçük bir parçacık taşır.
Bulutları oluşturan damlacıklar son derece küçüktür. Tipik bir bulut damlacığı, bir insan saçının kalınlığından çok daha küçüktür. Bu kadar küçük damlacıklar o kadar hafiftir ki havadaki küçük hava akımları bile onları havada asılı tutabilir. Bu nedenle bulutlar, milyonlarca ton su içermelerine karşın gökyüzünde süzülebilir. Peki bu küçük damlacıklar nasıl yere düşecek kadar büyük yağmur damlalarına dönüşür? Bu soru, bulut fiziğinin en ilginç sorularından biridir.
Bir yağmur damlası, ortalama bir bulut damlacığından yaklaşık bir milyon kat daha büyük bir hacme sahiptir. Damlacıkların yalnızca su buharının yoğunlaşmasıyla bu boyuta ulaşması çok uzun zaman alır. Sıcak bulutlarda, yani sıcaklığın sıfırın üzerinde olduğu bulutlarda, damlacıklar birbirleriyle çarpışarak birleşir. Biraz daha büyük olan damlacıklar daha hızlı düşer ve yolları üzerindeki küçük damlacıkları toplayarak büyür. Bu süreç, bir kartopu yokuş aşağı yuvarlandıkça çevresindeki karı toplayarak büyümesine benzer.
Orta ve yüksek enlemlerdeki bulutların büyük bölümünde ise farklı bir süreç işler. Bu bulutların üst kısımlarında sıcaklık sıfırın çok altındadır. İlginç biçimde bulut damlacıkları, sıfırın altındaki sıcaklıklarda da donmadan sıvı hâlde kalabilir. Bu tür damlacıklara aşırı soğumuş damlacıklar denir. Bulutun içinde buz kristalleri de oluştuğunda, su buharı damlacıklar yerine buz kristallerinin üzerinde birikmeyi tercih eder. Buz kristalleri, damlacıkların aleyhine hızla büyür. Yeterince büyüyen kristaller düşmeye başlar ve yolda erirse yağmur, erimeden yere ulaşırsa kar olarak yağar.
Bulutlar, biçimlerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılır. Bugün kullanılan sınıflandırma sistemi, on dokuzuncu yüzyılın başında İngiliz bir eczacı ve amatör meteorolog olan Luke Howard tarafından geliştirildi. Howard, bulutlara Latince adlar verdi. Kabarık ve yığın biçimli bulutlara yığın anlamına gelen kümülüs, katmanlar hâlindeki bulutlara katman anlamına gelen stratus, yüksekteki ince ve tüy benzeri bulutlara ise saç lülesi anlamına gelen sirrüs adını verdi. Bu temel adların birleştirilmesiyle diğer bulut türleri adlandırıldı.
Bulutlar, iklim üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Bir yandan güneş ışığını yansıtarak yeryüzünü soğuturlar. Bulutlu bir yaz gününün açık bir günden daha serin olması bu nedenledir. Öte yandan yeryüzünden yayılan ısının uzaya kaçmasını engelleyerek ısınmaya da katkıda bulunurlar. Bulutlu kış gecelerinin açık gecelere göre daha az soğuk olması da bu etkiden kaynaklanır. Alçak ve kalın bulutlar genellikle soğutucu, yüksek ve ince bulutlar ise genellikle ısıtıcı bir etki gösterir.
Bulutların iklim değişikliğine nasıl tepki vereceği, iklim bilimindeki en büyük belirsizliklerden biridir. Isınan bir dünyada bulutların miktarının, türlerinin ve dağılımının nasıl değişeceği, ısınmanın ne ölçüde güçleneceğini ya da zayıflayacağını belirleyebilir. Gökyüzündeki bu sıradan görünen yapılar, gezegenimizin geleceğini anlamak için çözülmesi gereken önemli bilmecelerden biri olmayı sürdürmektedir.